miras-taksim-sozlesmesi

 

Bu yazımızda Avukat Tuba ŞENOĞUL CAN ve Avukat Engin YILDIZ tarafından 2015 yılında Denizli ilinde kurulan Değişim Hukuk olarak sizlere; miras bırakan kişinin yaşarken mirasçılarının hazırladığı miras taksim sözleşmesine mühür kullanarak katılması halinde, o sözleşmenin geçerlilik şartlarını yeknesak Yargıtay kararları ışığında izah etmeye çalışacağız.

Bunun öncesinde ise miras taksim sözleşmesinin ne olduğu ve hukuki dayanağını belirtmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz.

Miras Taksim Sözleşmesi Nedir?

Miras taksim sözleşmesi, adından da anlaşılacağı üzere, mirasçıların veya sonradan mirasçı sıfatına sahip olacak olan kişilerin, miras bırakan terekesini ne şekilde paylaşacaklarını kendi aralarında kabul edip imzalayarak belirledikleri bir sözleşmedir.

Dikkat ettiyseniz hemen yukarıda “sonradan mirasçı sıfatına sahip olacak olan kişiler” şeklinde bir ifade kullandık. Buradaki kastımız yazımızın konusunu oluşturan fiili durumdur. Yani miras bırakacak olan kişinin henüz yaşarken, geride bırakacak olduğunu düşündüğü mirasçıları ile birlikte terekesinin paylaşılması konusunda sözleşme imzalamasıdır.

Burada aklımıza hemen vasiyetname gelse de miras taksim sözleşmesi ve vasiyetname birbirinden farklı hukuki koruma sağlayan türden yazılı belge vasfındadırlar.

Miras Taksim Sözleşmesi ile Vasiyetnamenin Temel Farkı Nedir?

Esasında bakıldığında vasiyetname ile sıklıkla karıştırılacak bir durum gibi gözükse de vasiyetnamenin tek taraflı olduğunun, sadece miras bırakacak olan kişinin isteklerini içerdiğinin bunun karşısında miras taksim sözleşmesinin vasiyetnameden farklı olarak geriye kalacak olan mirasçıların katılımıyla düzenlendiğinin unutmaması gerekir.

Miras bırakacak olan kişinin sağlığında düzenlenecek olan miras taksim sözleşmesi dayanağını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 2. maddesine göre sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasa uygulanır amir hükmüne dikkat edilmek şartıyla 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ya da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundan almaktadır.

Miras Taksim Sözleşmesinin Düzenlendiği Kanun Maddeleri Nelerdir?

1- 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin henüz açılmamış bir miras hakkındaki mukaveleler başlıklı 613. maddesi

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi 613. Maddesi; “Bir kimsenin sağlığında mirasçılardan birinin diğer mirasçılar veya üçüncü bir şahıs ile o kimsenin mirası hakkında ve kendi iştirak ve muvafakati olmaksızın yaptığı mukaveleler batıl ve hükümsüzdür. Böyle bir mukavele mucibince vuku bulan teslimat geri istenebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

2- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun mirasın açılmasından önce yapılan sözleşmeler başlıklı 678. maddesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 678. maddesi; “Miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli değildir. Böyle bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Yukarıda alıntılanmış olan yasa hükümlerinin ortak noktası, miras bırakanın sağlığında yapılacak olan miras taksim sözleşmesine, miras bırakacak olan kişinin de katılması veya sonradan onaylaması şartıyla miras taksim sözleşmesinin hüküm ifade edebileceğidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 08.06.2011 tarih 2011/14-408 Esas ve 2011/402 Karar sayılı ilamında özetle; “… murisin sözleşmeye katılmadığı ve onay da vermediği anlaşıldığından, bu yönden de geçerli kabul edilemeyecektir…” denilmiştir.

Sırayla gidecek olursak bu defa da miras bırakanın sözleşmeye katılması ya da onaylaması veya izninin nasıl olması gerektiği sorusunun ispat bakımından incelenmesi gerekmektedir. Zira hukuk düzeninde ispat önemli bir sorundur. Bir sözleşmeye katıldığınızı, onayladığınızı veya izin verdiğinizi nasıl ispat edebilirsiniz? Tabi ki size ait olan imzanızın, imza atamamanız halinde mührünüzün ya da parmak izinizin sözleşmeye geçirilmesi suretiyle yazılı bir belge ile ispat etmiş olursunuz.

Yani miras bırakacak olan kişinin sağlığında yapılacak olan miras taksim sözleşmesinde imzasının, mührünün ya da parmak izinin bulunması halinde sözleşme hüküm ifade eder bir hal alacak olup, aksi durumda taksimi yapılan tereke yönünden paylaşma yapılmadığı varsayılarak, hak sahiplerinin hisseleri oranında tereke üzerinde paylı mülkiyet kurulacaktır.

Islak imza veya mühür kullanılması ya da parmak basılarak hazırlanan taksim sözleşmesinden doğan ihtilaflar kendi içinde karşılaştırılacak olduğunda günümüzde en sık karşılaşılan ihtilafın mühür kullanıldığında ortaya çıktığı görülmektedir. Bunun temelinde kanunlarımızın, okuma yazma bilmeyen kişilerin dolandırılmasının, mal varlıklarının kötü niyetli kişiler tarafından alıkonulmasının, önüne geçilmesi gerekçesiyle, mühür kullanılması halinde bir takım şartların aynı anda bulunma zorunluluğunu öngörmesidir. Buna bağlı olarak biz de bu yazımızda miras bırakanın sağlığında düzenlenen miras taksim sözleşmesinde miras bırakan mührünün bulunması halini ayrıntılı bir biçimde izah etmeye çalışacağız.

Sözleşmelerde Mühür Kullanılmasının Düzenlendiği Kanun Maddeleri Nelerdir?

1- 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun senet – umumi hükümler başlıklı 297. maddesi

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 297. maddesi; “Mühür veya bir alet vasıtasıyla vazolunan imza veya cüzdan ile muamele icrasını itiyat etmiş olan müesseselerde muamelenin iptidasında tayin olunup bir sureti hesap defterine veya cüzdana mevzu bulunan mühür veya imza ile yapılacak muamele muteberdir…” şeklinde düzenlenmiştir.

2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun imza atamayanların durumu başlıklı 206. maddesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 206. maddesi; “…Okuma ve yazma bilmediği için imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır…” şeklinde düzenlenmiştir.

Sözleşmelerde Mühür Kullanılması Durumunun Mevcut Kanunlara Göre Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir?

Her iki amir kanun hükmüne bakıldığında mühür kullanılmaya olanak tanınmış ve yukarıda belirttiğimiz nedenlere bağlı olarak bu durum belirli şartlara bağlanmıştır. Miras taksim sözleşmesinin imza altına alındığı tarihte yürürlükte olan kanuna bakılarak bu şartların yerine getirilip getirilmediğinin özellikle incelenmesi gerekmektedir.

Şayet 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yürürlükte olduğu bir tarihte imza altına alınan miras taksim sözleşmesinden bahsediyorsak mahallince tanınan iki tanık ile muhtar ve en az iki ihtiyar heyeti üyesinin sözleşmeyi onaylaması şartıyla miras taksim sözleşmesinin geçerli olacağı düzenlenmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 20.02.2017 tarih 2014/27340 Esas ve 2017/2164 Karar sayılı ilamında özetle; “İmza atamayan veya yazı bilmeyenlerin mührünü veya parmak izini taşıyan senetlerin geçerli olabilmesi için, muhtar ve ihtiyar heyetinin çoğunluğundan başka, ayrıca o yerde tanınan (mahallinde maruf ) iki kişi (tanık) tarafından da onaylanması gerekir (m.297.c.2). Davaya konu sözleşmenin incelenmesinden, satıcı…’ın sözleşmeye mühür bastığı, sözleşmede iki şahit imzası haricinde az yukarıda açıklanan şekilde muhtar ve ihtiyar heyeti imzalarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca dava konusu senedin geçerliliğinden bahsedilemez.” denilmiştir.

Şayet 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlükte olduğu bir tarihte imza altına alınan sözleşmeden bahsediyorsak; bu defa noter onayının gerekli olduğu hususuna dikkat çekilmekte olup sözleşmenin geçerliliğinin noterlikçe onaylanması ya da sözleşmede noterlikçe onaylanan mührün kullanılması haline bağlı olduğu görülmektedir. İmza atamayan ya da imza atmaya muktedir olmayan kişilerin mühür kullanmak suretiyle onayladıkları sözleşmelerin, hukuk düzeninde bir anlam ifade edebilmesi noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı kılınmıştır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun mühür kullanımı ile ilgili amir hükümleri karşılaştırılacak olduğunda, yeni tarihli kanun olan Hukuk Muhakemeleri Kanununda ihtiyar heyeti ve iki tanık huzurunda işlemin yapılması usulünün sona ermiş olduğu ve yerini noterler aracılığıyla düzenleme biçiminde hazırlanan senet halini aldığı görülmüştür. Noterlik Kanunu’nun da öngördüğü şekilde, noterlerin hukuk eğitimi almış oldukları göz önüne alındığında, okuma yazma bilmeyen bir kişinin onaylayacak olduğu sözleşmeyi, noter huzurunda ve noterin bilgilendirmesi sonucunda onaylamasının daha güvenilir bir yol olduğu aşikardır.

İmza atamayan ya da imza atmaya muktedir olmayan kişilerin katıldıkları sözleşmelerin hukuk aleminde hüküm ifade edebilmesi yukarıda izah ettiğimiz üzere bir çok şarta bağlanmıştır. Bu nedenle ileride doğması muhtemel hukuki ihtilafların önüne geçilmesi adına Denizli Avukat bünyesinde kurularak konusunda uzmanlaşmış, tecrübe sahibi Denizli Sözleşme Avukatı ve Denizli Miras Avukatı yardımı ile sözleşmelerin hazırlanmasını ve alınacak hukuki destek sonrasında sözleşmelerin imza altına alınmasının faydalı olacağını düşünmekteyiz.

Ayrıca Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü sıkça sorulan sorular sayfasından miras ile ilginizi çekebilecek diğer konulara göz atabilirsiniz.