<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Avukatlık, Arabuluculuk ve Hukuki Danışmanlık</title>
	<atom:link href="https://www.degisimhukuk.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.degisimhukuk.com</link>
	<description>2015 yılından beri Denizli&#039;de avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık ile hukukun diğer alanlarında faaliyet göstermektedir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 May 2025 10:27:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Degisim-Hukuk-Tarayici-Ikonu-66x66.jpg</url>
	<title>Avukatlık, Arabuluculuk ve Hukuki Danışmanlık</title>
	<link>https://www.degisimhukuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ön Alım Davası Açılmadan Tapu Harcının Tamamlanması</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/on-alim-davasi-acilmadan-tapu-harcinin-tamamlanmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 10:22:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=5005</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2020/4384 KARAR NUMARASI : 2021/86 Taraflar arasındaki önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 30/05/2019 gün ve 2016/6517 Esas, 2019/4971 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargıtay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><br />
<strong><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">YARGITAY</span></span></strong><br />
<strong><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">14. HUKUK DAİRESİ</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">ESAS NUMARASI :</span></span><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;"> 2020/4384</span></span></strong><br />
<strong><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">KARAR NUMARASI : </span></span><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">2021/86</span></span></strong></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Taraflar arasındaki önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 30/05/2019 gün ve 2016/6517 Esas, 2019/4971 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı &#8230; vekili ve davalı &#8230; vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Davacı vekili, müvekkilinin paydaşı olduğu 2197 parsel sayılı taşınmazdan davalıların 22.04.2013 tarihli, 8043 yevmiyeli resmi senetle pay satın aldığını, müvekkiline herhangi bir bildirimde bulunulmadığını ileri sürerek önalım hakkı nedeniyle davalılar adına olan tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Davalılar vekilleri, taşınmazın satış bedelinin resmi senette gösterilenden daha yüksek olduğunu, resmi satış sözleşmesinde yapılan hatanın önalım davası açılmadan önce vergi dairesine başvurularak düzeltildiğini önalım davasının reddini savunmuşlardır.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Mahkemece, “açılan davanın kabulüne, &#8230; ili, &#8230; ilçesi, &#8230; Mahallesinde kain 2197 parsel sayılı taşınmazda davalılar adına olan tapusunun iptali ile davacı adına tesciline&#8230;” karar verilmiştir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Hükmün, davalı &#8230; vekili ve davalı &#8230; vekilince temyizi üzerine hükmün, Dairemizin 30.05.2019 tarih 2016/6517 Esas, 2019/4971 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Davalı &#8230; vekili ve davalı &#8230; vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Dairemizce davalı &#8230; vekilinin temyiz talepleri incelenmeden, davalı &#8230; vekilinin temyiz talepleri nazara alınarak kararın düzeltilerek onandığı anlaşıldığından davalı &#8230; vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile; Dairemizin maddi hataya dayalı 30.05.2019 tarih 2016/6517 Esas, 2019/4971 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına karar verildi.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Yeniden yapılan incelemede;</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">1- Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK.nun 27. maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. HMK.&#8217;nın 320/1. maddesinde &#8220;mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği&#8221; belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve &#8220;mümkün olan hallerde&#8221; olduğu belirtilmek suretiyle yasanın uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">HMK&#8217;nın 27. maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Hukuki dinlenilme hakkının usul hukukundaki bir diğer yansıması ise, HMK madde 297/ 1-c bendinde yer almış olup buna göre, mahkemelerin gerekçeli kararlarında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Mahkemece 24.11.2015 günlü duruşmada verilen ara kararı gereğince bir sonraki duruşma 21.01.2016 günü saat 11:00’e bırakılmış duruşma saati beklenmeksizin aynı gün saat 10:49’da duruşma yapılarak davalı &#8230;&#8217;un yokluğunda karar verilmiştir. Davanın taraflarına, bildirilen duruşma saatinden önce celse açılarak savunma hakkını ihlal edecek şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">2- Kanuni önalım hakkının, başlıca iki amacının olduğundan söz edile bilinir, birincisi, paydaşlar arasına istenmeyen kişilerin girmesini önlemek; diğeri ise, paydaş sayısını azaltmak ve paylı mülkiyetin ortadan kalkmasını kolaylaştırmaktır.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Kanuni önalım hakkı, paylı mülkiyet ilişkisinin kurulduğu anda doğar ve mülkiyet ilişkisi devam ettiği müddetçe varlığını sürdürür; paydaşlardan birinin, payını üçüncü bir kişiye satması durumunda, önalım hakkı kullanılabilir hale gelir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Türk Medeni Kanununun 733. maddesi uyarınca, pay satışının önalım hakkı sahibine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde ve her halde satışın üzerinden iki yıl içinde, dava açılmak suretiyle kullanılması ve bu beyanın muhatabına ulaşması ile birlikte, önalım hakkı sahibi ile alıcı arasında yeni bir satış ilişkisi doğar.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 2. maddesinde; herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uyması zorunluluğu getirilmiş, uyulmamasının yaptırımı olarak da hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Paylı mülkiyet ilişkisine tâbî bir taşınmazda, fiili taksimin mevcut olması durumunda yasal önalım hakkının kullanılmasını açıkça engelleyen bir düzenleme bulunmamasına rağmen, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin ve Dairemizin istikrar bulmuş kararlarında; önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken, bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satış sırasında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanmasının, 4721 sayılı TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı; kötü niyet iddiasının, 14.02.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği ve hatta mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerektiği kabul edilmektedir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Dava konusu olaya gelince; resmi satış sözleşmesine göre, davalılar dava konusu taşınmazlardaki payları 22.04.2013 tarihinde 50.000,00&#8217;er TL&#8217;ye satın almış; davalılar tarafından dosyaya ibraz edilen Hisar Vergi Dairesinin 06.05.2013 tarihli, Koşuyolu Mevki 2197 parseller için ek harç açıklamalı, 1.606,00 TL miktarlı vergi dairesi alındılarına göre, davalıların gerçek değer olarak ifade ettiği miktar üzerinden harcı tamamladıkları anlaşılmıştır. Bu düzeltme işlemi, önalım davasının açıldığı 08.04.2015 tarihinden önce tamamlanmıştır.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Davalılar, satış sözleşmesinde yer alan ve satış bedelinden kaynaklanan hatayı dava açılmadan önce yetkili merciye başvurmak suretiyle düzelttirmişlerdir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Buradaki mesele; davalıların, dava açılmadan önce resmi olarak düzenlenen sözleşmedeki herhangi bir hatayı düzelttirme hak ve yetkilerinin bulunup, bulunmadığı; eğer düzeltme yapılmış ise bu düzeltmenin sözleşme dışındaki üçüncü kişilere etki edip etmeyeceğidir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan kaynaklanan daraltımlarından biri olan önalım hakkıyla ilgili yorumların ve değerlendirmelerin, mülkiyet hakkının özüne zarar verecek şekilde önalım hakkı sahibi lehine genişletilmesi doğru değildir. Bu nedenle, dava açılmadan önce gerçekleşen satış ve düzeltme işlemlerinin, bir bütün halinde ve hepsine eşit değer vererek mevcut durumun değerlendirilmesi gerekir. Önalım davasına konu satış sözleşmesine ve buradaki bilgilere dayanarak talepte bulunan davacının, dava açılmadan önce bu sözleşmedeki bir hatanın düzeltilmesine yönelik davalıların işlemini kabul etmemesi 4721 sayılı Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Davanın her davalı payı için 127.900,00&#8217;er TL satış bedeli üzerinden kabulü gerekirken, 50.000,00&#8217;er TL üzerinden kabulü hukuka uygun değildir.</span></span></p>
<p><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Davalılar vekillerinin karar düzeltme istemi açıklanan nedenle yerinde olduğundan hükmün yazılan gerekçe ile bozulması gerekmiştir.</span></span></p>
<p><strong><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">SONUÇ :</span></span></strong><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;"> Yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin 30.05.2019 tarih 2016/6517 Esas, 2019/4971 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, hükmün BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının yatıranlara iadesine, 19.01.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><a style="color: #ff0000;" href="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener">Türkiye İstatistik Kurumu</a></span> internet sitesinde yer alan kazanç bilgi sorgulama ekranından emsal ücret araştırması yapabileceğinizi biliyor muydunuz?</p>
<h2><span style="vertical-align: inherit;"><span style="vertical-align: inherit;">Ön alım davası</span></span></h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kamulaştırma Amacına Uygun Kullanılmayan Taşınmaz İade Edilmeli</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/kamulastirma-amacina-uygun-kullanilmayan-tasinmaz-iade-edilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2022 08:44:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4986</guid>

					<description><![CDATA[ANAYASA 1. BÖLÜM BAŞVURU NUMARASI : 2019/4794 KARAR TARİHİ : 18.01.2022 BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmayan taşınmazın iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 8/2/2019 tarihinde yapılmıştır. 3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-4987 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Anayasa-Mahkemesi-Karari.jpg" alt="anayasa-mahkemesi" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Anayasa-Mahkemesi-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Anayasa-Mahkemesi-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Anayasa-Mahkemesi-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><br />
<strong>ANAYASA</strong><br />
<strong>1. BÖLÜM</strong></p>
<p><strong>BAŞVURU NUMARASI : 2019/4794</strong><br />
<strong>KARAR TARİHİ : 18.01.2022</strong></p>
<p><strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>
<p>1. Başvuru, kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmayan taşınmazın iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
<p><strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>
<p>2. Başvuru 8/2/2019 tarihinde yapılmıştır.</p>
<p>3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</p>
<p>4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.</p>
<p>7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.</p>
<p><strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>
<p>8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>
<p>A. Olayın Arka Planı</p>
<p>9. Başvurucu, İstanbul&#8217;da bulunan bir cemaat vakfıdır. Başvurucuya ait olup İstanbul ili Kartal ilçesi Yukarı Mahallesi&#8217;nde kâin 48 pafta 588 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 148,58m²si, 4 parsel sayılı taşınmazın 24,69 m²si, 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazların ise tamamı (sırasıyla 26,5 m² ve 38,5 m²) Kartal Belediyesi (Belediye) tarafından yol yapılması (yol genişletme) amacıyla 28/12/1995 tarihinde kamulaştırılmıştır.</p>
<p>10. Belediye tarafından kamulaştırma bedeli olarak 1.659.350.000 TL (eski TL) takdir edilmiş ise de kamulaştırma bedeli konusunda Belediye ile başvurucu arasında 2/7/1996 tarihinde bir sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmeye göre Belediye kamulaştırma bedeli olarak başvurucuya 1.000.000.000 TL (eski TL) ödeyecek, başvurucu da kamulaştırma işleminin iptali veya kamulaştırma bedelinin artırılması istemiyle idari ve adli yollara başvurmayacaktır. Sözleşmenin eki olduğu ifade edilen diğer bir sözleşmede ise Belediyenin şu işleri yapmayı taahhüt ettiği belirtilmiştir:</p>
<p>&#8220;1- Yıkılacak dükkanların yerine 65,70 m² alanında tek katlı dükkân yapılacaktır.</p>
<p>2- Bahçe duvarının yapım ve kapının değiştirilmesi işlemleri yapılacak, mevcut kuyu ortaya alınacak, giriş tarafının sağı idare odası, solu ise hademe-bekçi odası 10-12 m² civarında olacaktır.</p>
<p>3- Mevcut elektrik trafosu kapının yanına daha uygun bir yere alınacak &#8211; ayrıca su tesisatları bağlanacaktır.</p>
<p>4- Mevcut kilise ana binasının damı onarılacak, akan yerlerin tamir işlemleri gerçekleştirilecektir.</p>
<p>5- İç duvarların boyaya gerek duyulan kısımları boyanacaktır.</p>
<p>6- Kilisenin çevreleri ile oturma sıraları verniklenecektir.</p>
<p>7- Ön kapı ile yan kapılar ve ön cephe boyanacaktır.</p>
<p>8- Bahçe içi yerler paledyan olarak düzenlenecektir.</p>
<p>9- Kilise cemaati için bay ve bayan tuvaletleri ayrı ayrı olarak yapılacaktır. Ayrıca idare yöneticisi odasına ve hademe odasına da birer adet WC yapılacaktır.&#8221;</p>
<p>11. Sözleşmenin devamında bu işlerin kamulaştırma bedeli karşılığında yapılacağı ifade edilmiştir. Ayrıca sözleşmenin sonuna &#8220;Bu sözleşme Belediye ile Kilise arasında imzalanan 2/7/1996 tarihli sözleşme ekidir. Bu sözleşmede yazılı işler Belediye tarafından yapılmazsa diğer sözleşme geçersiz olacaktır.&#8221; notu yer almıştır.</p>
<p>12. Belediye Encümeni 4/7/1996 tarihli kararla kamulaştırma bedelinin sözleşmede belirtildiği gibi 1.000.000.000 TL olmasına karar vermiştir. Taraflarca uzlaşılan kamulaştırma bedeli 6/8/1996 tarihli Belediye Başkanlığı yazısına istinaden başvurucu adına açılan banka hesabında bloke edilmiştir.</p>
<p>13. Bu arada taşınmazların bulunduğu bölge, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Müdürlüğünce (Koruma Kurulu) 10/4/1997 tarihli kararla kentsel sit alanı olarak tespit edilmiş ve taşınmazların üzerindeki yapılar kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Belediye 4/8/1997 tarihli yazıyla bu kararın gözden geçirilmesini Koruma Kurulundan talep etmiştir. Ancak Koruma Kurulu 23/8/1997 tarihli kararıyla, taşınmazların kentsel sit alanının merkezinde yer aldığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Koruma Kurulunun 8/6/2000 tarihli kararında ise mevcut yolun ana trafik arteri açılana kadar araç yolu olarak kullanılabileceğine ancak ileride yaya yolu olarak kullanılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>14. Başvurucu -başvuru formundaki açıklamasına göre- sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle tapuda ferağ işlemini gerçekleştirmemiştir. Bunun üzerine Belediye 11/4/2006 tarihinde Kartal 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu&#8217;nun 17. maddesi uyarınca taşınmazın Belediye adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Söz konusu mahkeme 6/6/2007 tarihinde davayı kabul ederek taşınmazın Belediye adına tesciline hükmetmiştir. Kararın 21/1/2008 tarihinde kesinleşmesinden sonra taşınmazlar Belediye adına tescil edilmiştir.</p>
<p>15. Başvurucu, dosyadan tam olarak anlaşılamayan bir tarihte ancak 2007 yılı içinde İstanbul 4. İdare Mahkemesinde kamulaştırma işleminin iptali için dava açmıştır. Anılan Mahkeme 22/4/2008 tarihinde süre aşımı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.</p>
<p>16. Koruma Kurulu süreç içinde çeşitli tarihlerde verdiği kararlarla taşınmazların niteliğinde değişiklik yapılmamasına karar vermiştir. Koruma Kurulu en son 13/1/2010 tarihli kararla 2 parsel sayılı taşınmazda bulunan ihata duvarının 4, 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazlardaki dükkân ve müştemilatların korunması gerekli kültür varlığı olarak tesciline karar vermiştir.</p>
<p>B. Taşınmazların İadesi İstemine İlişkin Süreç</p>
<p>17. Başvurucu 15/3/2012 tarihli dilekçeyle Koruma Kurulunun 13/1/2010 tarihli kararına da atıfta bulunarak taşınmazların tarihî eser niteliğinde olması sebebiyle yolun genişletilmesinin mümkün bulunmadığını belirterek kamulaştırma işleminden vazgeçilmesini ve taşınmazların iadesini talep etmiştir. Başvurucu 4/9/2014 tarihinde bir kez daha Belediyeye müracaat etmiştir. Belediye 17/10/2014 tarihli yazıyla talebi reddetmiştir. Yazıda, 2942 sayılı Kanun&#8217;un 23. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu belirtilmiştir.</p>
<p>18. Başvurucu 7/4/2015 tarihinde İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Dava dilekçesinde, taşınmazların kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmadığı ve kullanılmasının da mümkün olmadığı belirtilmiştir. Dilekçede ayrıca Belediyenin sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle sözleşmenin geçersiz hâle geldiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Yargıtayın yerleşik içtihadına göre bir yıllık sürenin işlemeye başlayabilmesi için idarenin bildirimde bulunması gerektiğini savunmuştur. Başvurucu ayrıca beş yıllık sürenin tescil hükmünün kesinleştiği 21/1/2008 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağını ve 21/1/2013 tarihinde de dolacağını vurgulamış, 2013 yılının Mayıs ayı içinde Belediyeye başvuru yaptığını ileri sürerek iade isteminin bir yıllık süresi içinde yapıldığını iddia etmiştir.</p>
<p>19. Belediye tarafından sunulan cevap dilekçesinde; Koruma Kurulu ile birlikte ortak proje üzerinde çalışmalara devam edildiği, ana trafik arteri açılana kadar mevcut yolun trafiğe açık kalmasına ancak sonrasında yaya yolu olarak kullanılmaya devam edilmesine karar verildiği belirtilmiştir. Cevap dilekçesinde ayrıca 2942 sayılı Kanun&#8217;un 23. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu, başvurucunun tescil kararının kesinleştiği 21/1/2008 tarihinden yaklaşık yedi yıl sonra bu davayı açtığı ileri sürülmüştür.</p>
<p>20. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/11/2015 tarihinde davayı hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Belediye tarafından taşınmazlar üzerinde hâlihazırda bir tasarruf yapılmadığı belirtilmiştir. Kararda, 2942 sayılı Kanun&#8217;un 23. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece kamulaştırma ve devir amacına uygun hiçbir işlem veya tesisat yapılmaz ya da kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal, olduğu gibi bırakılırsa mal sahibi veya mirasçılarının kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işletilecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek taşınmaz malını geri alabileceklerinin hükme bağlandığı ifade edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi taraflar arasındaki sözleşmenin sadece bedele ilişkin olduğunu, iade hakkına ilişkin herhangi bir hüküm içermediğini vurgulamıştır. Davanın 2942 sayılı Kanun&#8217;un 23. maddesinde öngörülen süre içinde açılmadığına işaret eden Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazların kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının bu aşamada incelenmesinin mümkün olmadığını kabul etmiştir.</p>
<p>21. Başvurucu, bu karara karşı temyize başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde yargılama sürecinde ileri sürülen görüşlere ek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bazı kararlarına da atıfta bulunarak kamulaştırılmalarının üzerinden yirmi yıldan fazla zaman geçtiği hâlde kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmayan taşınmazların iade edilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir.</p>
<p>22. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Yargıtay) 27/3/2018 tarihinde kararı farklı bir gerekçeyle onamıştır. Onama kararında, Belediyenin Koruma Kuruluna yaptığı başvuruların ve Kurul kararlarının hepsinin kamulaştırma amacına yönelik birer işlem niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Yargıtay bu gerekçeyle taşınmazın iadesi şartlarının oluşmadığını ifade etmiş ve Asliye Hukuk Mahkemesi kararının sonucunda bu gerekçeyle isabetsizlik bulunmadığını vurgulamıştır.</p>
<p>23. Başvurucunun karar düzeltme istemi Yargıtayın 17/12/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 10/1/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>
<p>24. Başvurucu 8/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>
<p><strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>
<p>25. 2942 sayılı Kanun&#8217;un &#8220;Mal sahibinin geri alma hakkı&#8221; başlıklı 23. maddesinin ilk dört fıkrası şöyledir:</p>
<p>&#8220;Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.</p>
<p>Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer.</p>
<p>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Birinci ve ikinci fıkrada belirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz malda hakları bulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından idareden herhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve dava açılamaz.</p>
<p>Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.</p>
<p>&#8230;&#8221;</p>
<p>26. İlgili Yargıtay kararları ile uluslararası hukuk için bkz. Ahmet Yazı [GK], B. No: 2018/357, 29/9/2021, §§ 40-46.</p>
<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>
<p>27. Anayasa Mahkemesinin 18/1/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>
<p>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</p>
<p>28. Başvurucu;</p>
<p>i. Belediye tarafından kamulaştırma bedeli 1.659.350.000 TL olarak takdir edildiği hâlde 2/7/1996 tarihli sözleşmede belirtilen işlerin Belediyece yapılması karşılığında kamulaştırma bedelinin 1.000.000.000 TL olarak belirlenmesi hususunda uzlaştıklarını belirtmiştir. Ancak Belediyenin söz konusu sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini hiçbir zaman yerine getirmediğini ifade etmiş, bu sebeple sözleşmenin geçersiz duruma geldiğini savunmuştur.</p>
<p>ii. Sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle kamulaştırma bedelinin bankadan alınmadığını ileri sürmüştür.</p>
<p>iii. Taşınmazların sit alanında kalması nedeniyle yol olarak kullanılamayacağının 8/6/2000 tarihli Koruma Kurulu kararıyla açık hâle geldiği görüşünü açıklamıştır. Bu sebeple kamulaştırma işleminin hukuki temelden yoksunlaştığını ve taşınmazların iadesi gerektiğini iddia etmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Planlama Daire Başkanlığı verileri dikkate alındığında bile taşınmazların üzerinde bulunduğu yolun genişletilmesi biçiminde bir projenin bulunmadığının anlaşılacağını belirtmiştir.</p>
<p>iv. Yargıtay kararındaki gerekçenin dosyanın kapsamıyla uyuşmadığını ifade etmiştir. Kamulaştırma işlemi baştan beri geçersiz olduğundan iade isteminin 2942 sayılı Kanun&#8217;un 23. maddesine dayanılarak reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır. Koruma Kurulu kararlarında taşınmazın yol olarak kullanılamayacağının açıkça belirtildiğini öne sürmüştür. Yargıtayın sözleşmenin geçerliliğini yitirdiği hususunu gözden kaçırdığını savunmuştur.</p>
<p>v. AİHM&#8217;in Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 37546/02, 8/4/2008), Karaman/Türkiye (B. No: 6489/03, 15/1/2008), Beneficio Cappella Paolini/San Marino (B. No: 40786/98, 13/7/2004) ve Motais de Narbonne/Fransa (B. No: 48161/99, 2/7/2002) kararına atıfta bulunarak kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmayan taşınmazların herhangi bir süre koşuluna bağlanmaksızın iadesi gerektiğini ve taşınmazların iade edilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini öne sürmüştür.</p>
<p>vi. Aynı yolda bulunan bitişikteki taşınmazların kamulaştırılmayıp sadece azınlık vakfına ait taşınmazların kamulaştırılmasının ve taşınmazların kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılamayacağı anlaşılmasına rağmen iade edilmemesinin azınlık vakıflarına yönelik ayrımcılık teşkil ettiğini belirtmiştir. Kamulaştırma sürecinin yaşandığı dönemde Vakıf yöneticilerinin idari azil baskısı altında bulunmaları sebebiyle dava açamadıklarını iddia ederek dava açma haklarının engellendiğini savunmuştur.</p>
<p>29. Bakanlık görüşünde, Embiya Usta (B. No: 2018/29381, 15/6/2021) kararına atıfta bulunularak başvurucunun süresinde dava açmaması sebebiyle başvuru yollarını usulüne uygun olarak tüketmediği belirtilmiştir.</p>
<p>30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Embiya Usta kararına konu olayın farklı olduğunu ve anılan kararın emsal olamayacağını ifade etmiştir.</p>
<p>B. Değerlendirme</p>
<p>31. Anayasa&#8217;nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak &#8220;Mülkiyet hakkı&#8221; kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>
<p>&#8220;Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.</p>
<p>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.</p>
<p>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.&#8221;</p>
<p>32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun temel şikâyeti yol yapımı amacıyla kamulaştırılan ancak kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmayan taşınmazların iade edilmemesine yöneliktir. Başvurucunun tüm şikâyetleri mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>
<p>33. Başvurucunun ayrımcılık yasağına yönelik şikâyetinin ise temellendirilemediği değerlendirilmiş olup incelenmesine gerek görülmemiştir. Ayrıca azil baskısı altında bulunduğu için kamulaştırma işlemine karşı dava açamadığı, bu nedenle dava hakkının engellendiği iddiası somut olayla ilgisi kurulamayan karmaşık bir şikâyet niteliğinde görülmüş ve inceleme konusu yapılmamıştır.</p>
<p>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</p>
<p>34. Bakanlık, Embiya Usta kararına atıfta bulunarak başvurucunun süresinde dava açmamış olması sebebiyle başvuru yollarının tüketilmediğine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>
<p>35. Anayasa&#8217;nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun&#8217;un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).</p>
<p>36. Somut olayda Asliye Hukuk Mahkemesi davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmişse de Yargıtay işin esasına girmiş ve davayı esastan reddetmiştir. Yargıtay, Belediyenin Koruma Kuruluna yaptığı başvuruların ve Kurul kararlarının hepsinin kamulaştırma amacına yönelik birer işlem niteliğinde olduğunu ve taşınmazın iadesi şartlarının oluşmadığını kabul etmiştir. Bu itibarla -başvurucunun talebinin esasının karara bağlandığı da gözetildiğinde- başvuru yollarının tüketildiğinin kabulü gerekir.</p>
<p>37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>
<p>2. Esas Yönünden</p>
<p>a. Mülkün Varlığı</p>
<p>38. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa&#8217;nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).</p>
<p>39. Kamu yararı amacına dayalı olarak kamulaştırılan, başvurucuya ait taşınmaz mülkiyetinin Anayasa&#8217;nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku bulunmamaktadır (Cemile Ünlü, § 25). Kaldı ki kamulaştırılan taşınmazın dayandığı kamu yararı amacına uygun kullanılmaması -2942 sayılı Kanun&#8217;un 23. maddesindeki düzenlemeler de dikkate alındığında- taşınmazın başvurucuya iadesi yönünden en azından bir meşru beklenti de oluşturmaktadır. Buna göre başvuru konusu olayda Anayasa&#8217;nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 49; Ahmet Yazı, § 52).</p>
<p>b. Müdahalenin Varlığı ve Türü</p>
<p>40. Başvurucunun kamulaştırılan taşınmazlarının kamulaştırıldıktan sonra kamu yararı amacına uygun kullanılmayıp Belediye uhdesinde tutulması mülkiyetten yoksun bırakma sonucunu doğurduğundan bunun Anayasa’nın 35. maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu açıktır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Nusrat Külah, § 51; Derya Alpdoğan ve diğerleri, B. No: 2015/6845, 31/10/2018, § 34; Ahmet Yazı, § 53).</p>
<p>c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</p>
<p>41. Anayasa&#8217;nın 13. maddesi şöyledir:</p>
<p>&#8220;Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.&#8221;</p>
<p>42. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa&#8217;nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa&#8217;ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).</p>
<p>i. Kanunilik</p>
<p>43. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmazlar, 2942 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yöntemince kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>44. Bu bağlamda başvurucu ile Belediye arasında akdedilen 2/7/1996 tarihli sözleşmenin hükümlerine uyulmamasının kamulaştırma işlemini kanuni dayanaktan yoksun hâle getirmediği vurgulanmalıdır. Kamulaştırma işleminin hukuki sebebi Belediye tarafından alınan kamu yararı kararı olup Belediye ile başvurucu arasında imzalanan sözleşme değildir. Kamulaştırma tek taraflı (idari) bir işlem olup bir taşınmazın kamulaştırılması için mülk sahibinin rızasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Belediye kamu gücüne dayalı olarak tek taraflı bir işlemle taşınmazı kamulaştırır. Somut olayda Belediye ile başvurucu arasındaki sözleşmenin kamulaştırmaya izin veren hukuki bir işlem olarak görülmesi mümkün değildir. Anılan sözleşmenin tarafların kamulaştırma bedeli üzerinde -belli koşullarla- uzlaştığını göstermekten öte bir anlamı bulunmamaktadır. Sözleşmedeki koşulların yerine getirilmemesi başvurucu yönünden tazminat hakkı doğursa da kamulaştırma işlemini hukuki temelden yoksun hâle getirmemektedir.</p>
<p>ii. Meşru Amaç</p>
<p>45. Anayasa&#8217;nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).</p>
<p>46. Başvuru konusu olayda taşınmazların 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yol yapımı için kamulaştırıldığı anlaşıldığından kamulaştırma işleminin kamu yararı amacıyla yapıldığı görülmektedir. Ancak başvurucu, taşınmazların bu amaçla kullanılmadığından yakınmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Nusrat Külah kararında da değinildiği üzere mülkiyetten yoksun bırakan bir işlemin salt soyut olarak kamu yararı amacının bulunması kural olarak yeterli olmayıp ayrıca kamu yararı amacının dayandığı sebeplerin somut olarak gerçekleştirilmesi de gerekmektedir (Nusrat Külah, §§ 65, 69; Motais de Narbonne/Fransa, § 20; Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 26, 27).</p>
<p>47. Bununla birlikte müdahalenin niteliğini ve olayın koşullarını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, meşru amaç unsurunu müdahalenin ölçülülüğü ile birlikte sorgulayarak sonuca varacaktır (benzer yöndeki yaklaşım için bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 75; Ahmet Yazı, § 60).</p>
<p>iii. Ölçülülük</p>
<p>48. Kamulaştırıldıktan sonra kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmaması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğüne ilişkin ilkeler Ahmet Yazı kararında açıklanmıştır (Ahmet Yazı, §§ 61-66).</p>
<p>49. Başvurucunun taşınmazları -bazıları kısmen, bazıları tamamen- yol yapımı amacıyla 1995 yılında kamulaştırılmıştır. Ancak kamulaştırma işleminden sonra söz konusu taşınmazların kentsel sit alanı sınırları içinde kaldığının tespit edilmesi nedeniyle yol olarak kullanılması mümkün olmamıştır. Kamulaştırma işlemini gerçekleştiren Belediye, Koruma Kuruluna müteaddit defa yaptığı başvurulardan bir netice elde edememiş ve söz konusu bölgede yol çalışmalarına bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla başlanamamıştır. Dolayısıyla taşınmazların yol olarak kullanılması söz konusu olmamıştır. Başvurucu tarafından iade hakkının kullanılması kapsamında açılan tapu iptali ve tescil davasında Asliye Hukuk Mahkemesi süre aşımı gerekçesiyle davayı reddetmiş ise de Yargıtay davanın esasını inceleyerek temyiz istemini reddetmiştir. Yargıtay, Belediyenin Koruma Kurulana yaptığı başvuruların ve Kurul kararlarının hepsinin kamulaştırma amacına yönelik birer işlem niteliğinde olduğunu kabul ederek taşınmazların iadesinin koşullarının oluşmadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>
<p>50. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinde nihai karar olan Yargıtay kararındaki gerekçelerin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemesinin Yargıtay kararıyla değiştirilen gerekçesi üzerinde durulmasının bir anlamı bulunmamaktadır.</p>
<p>51. Bu aşamada belirtmek gerekir ki taşınmazın kamulaştırma amacı dışında kullanılmakla birlikte kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaç için tahsis edilmesi hâlinde yine kamu yararı amacının mevcut olduğu ancak sadece sebebinin değişmiş olduğu kabul edilmelidir. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin daha önce Habibe Kalender ve diğerleri (B. No: 2013/3845, 1/12/2015) kararında açıklandığı üzere taşınmazın kamulaştırma amacına uygun bir şekilde tahsis edilmesinden sonra bu ihtiyaca lüzum kalmaması nedeniyle farklı amaçlarla kullanılması da somut olayın koşullarına bağlı olarak mülkiyet hakkının gerekliliklerine bir aykırılık teşkil etmez (Habibe Kalender ve diğerleri, §§ 45, 48).</p>
<p>52. Kamulaştırma tarihinde kamu yararının soyut olarak bulunması yeterli olmayıp ayrıca bu doğrultuda kamulaştırma amacının somut olarak gerçekleştirilmesi de beklenmektedir. Kamulaştırma ile bireylerin rızası dışında mülklerinden yoksun bırakılmalarına yol açılmakta olup bunun ise ancak somut bir kamu yararı amacının varlığı hâlinde Anayasa&#8217;nın 13., 35. ve 46. maddelerine uygun düşeceği kuşkusuzdur. Bu bağlamda devletin kamulaştırılan taşınmazı -genel bir reform çalışması veya daha baskın bir sosyal ihtiyacın karşılanması şeklindeki belirli istisnai durumlar dışında- sadece gelir elde edilmesi veya diğer özel kişilere menfaat sağlanması gibi amaçlarla kullanması kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmadığını gösterir. Aksi takdirde bireylerin rızası dışında yoksun bırakıldıkları taşınmazlarının mülkiyetinin kamu yararı amacı olmaksızın başka özel kişilere devrine veya bu taşınmazların spekülatif amaçlarla elde tutulması gibi sonuçlara yol açmasının yanında elde edilen mülkün oluşturduğu artı değerden de mülk sahibi yoksun bırakılmış olur. Bunun yanında taşınmazın makul sayılamayacak bir süre kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmamasının -taşınmazın değerinde bu sürede yaşanan artış karşısında mülkün oluşturduğu artı değerden mülk sahibinin yoksun bırakılmasına sebebiyet verdiğinden- mülk sahibine aşırı bir külfet yüklediği açıktır (Derya Alpdoğan ve diğerleri, § 51).</p>
<p>53. Kamulaştırılan taşınmazlara yönelik olarak kamu yararı amacına aykırı hukuki işlem ve tasarruflarda bulunulması yanında bu taşınmazların makul bir süre geçtiği hâlde kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmaması da mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. Buna göre kamulaştırılan taşınmazın kamu yararı amacına tahsis edilmemesi, yukarıda da değinildiği üzere aradan geçen sürede mülkün oluşturduğu artı değerden mülk sahibinin yararlandırılmamasına ve esas itibarıyla taşınmazın gerçek değeri üzerinden kamulaştırılmamasına sebebiyet vermektedir (Derya Alpdoğan ve diğerleri, § 54).</p>
<p>54. Somut olayda Belediye tarafından kamulaştırılan taşınmazlar kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığı gibi kamu yararına yönelik başka bir amaca da tahsis edilmemiştir. Yargıtayın onama kararında Belediyenin taşınmazları kamu yararı doğrultusunda kullanılmak üzere Koruma Kurulu ile yaptığı yazışmaların taşınmazların kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmasına yönelik olduğu belirtilerek iade koşullarının oluşmadığı kabul edilmiş ise de dosyada bulunan ve derece mahkemesindeki yargılamalar sırasında Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan belgeler incelendiğinde taşınmazların yol olarak kullanılmasına yönelik hiçbir adımın atılmadığı görülmektedir. Esasen Koruma Kurulu kararlarından taşınmazların bulunduğu bölgedeki yolun genişletilmesinin mümkün olmadığı da anlaşılmaktadır. Diğer taraftan kamulaştırılan taşınmazların yol dışındaki bir amaca tahsis edildiği de iddia edilmemiştir. Bu koşullarda Belediye tarafından yapılan yazışmaların ve Koruma Kurulu kararlarının taşınmazların kamulaştırma amacı doğrultusunda tesis edilmiş işlem olarak kabulü mümkün görülmemiştir.</p>
<p>55. Öte yandan taşınmazlarla ilgili olarak Koruma Kuruluyla yazışmaların yapılmış ve yapılıyor olması, kamulaştırıldığı tarihten çok kısa bir süre sonra kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmasının önünde hukuki engellerin bulunduğu anlaşılan taşınmazların kamu yararı amacına tahsis edilmeksizin Belediyenin elinde tutulmaya devam edilmesine haklı bir gerekçe oluşturmaz. Kamu makamları kamulaştırdıkları her bir taşınmaz yönünden makul kabul edilebilecek bir süre içinde kamulaştırma amacına veya kamu yararına uygun hareket etmekle yükümlüdür. Aksi hâlde yapılan kamulaştırma işlemlerine konu taşınmazlardan bir kısmının kamulaştırma amacına veya kamu yararına uygun kullanılmamasının önü açılacak ve bu taşınmazların yalnızca gelir sağlamak amacıyla devredilmeleri kaçınılmaz olacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ahmet Yazı, § 73).</p>
<p>56. Sonuç olarak başvurucunun taşınmazlarının kamulaştırıldığı tarihten bu yana kamulaştırma amacına uygun veya kamuya yararlı başka bir amaçla kullanılmadığı açıktır. Bu kapsamda, kamulaştırma tarihinden bu yana geçen sürenin uzunluğu ve söz konusu taşınmazların değerinde bu sürede yaşanan artış dikkate alındığında başvurucunun mülkün oluşturduğu artı değerden yoksun bırakıldığı ve taşınmazların iadesi yoluna da gidilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda, dava tarihine kadar yirmi yıl geçtiği hâlde taşınmazların kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmaması nedeniyle kamu yararı amacı gerçekleştirilmemiş; bu sürede taşınmazların değerinde yaşanan artış dikkate alındığında başvurucuya ödenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini yansıtmaktan uzak kaldığı anlaşılmıştır. Başvurucunun uğradığı zararın tazmini yoluna da gidilmediğine göre müdahalenin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ahmet Yazı, § 74).</p>
<p>57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>
<p>3. 6216 Sayılı Kanun&#8217;un 50. Maddesi Yönünden</p>
<p>58. 6216 sayılı Kanun&#8217;un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>
<p>&#8220;(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …</p>
<p>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.&#8221;</p>
<p>59. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>
<p>60. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).</p>
<p>61. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).</p>
<p>62. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun&#8217;un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).</p>
<p>63. İncelenen başvuruda başvurucunun kamulaştırılan taşınmazlarının kamulaştırma veya kamu yararı amacına uygun kullanılmadığının açık olmasına rağmen iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte mahkeme de ihlali giderememiştir.</p>
<p>64. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun&#8217;un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>
<p><strong>HÜKÜM</strong></p>
<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>
<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>
<p>B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>
<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/127, K.2015/441) GÖNDERİLMESİNE,</p>
<p>D. 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>
<p>E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>
<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/1/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>
<blockquote><p><a href="https://www.degisimhukuk.com/ozel-sigorta-yardimi-tazminata-esas-ucrete-eklenir/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ayrıca iş davalarında işveren tarafından işçiye sağlanan özel sigorta yardımı ya da hayat sigortası prim ödemeleri olması halinde tazminata esas ücrete eklenmesi gerektiğine dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</strong></span></a></p></blockquote>
<p>Anayasa Mahkemesinin <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/02/20220218-16.pdf" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;"><strong>Resmi Gazetede yayınlanan gerekçeli karara</strong></span></a> buradan ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Kamulaştırma</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Sigorta Yardımı Tazminata Esas Ücrete Eklenir</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/ozel-sigorta-yardimi-tazminata-esas-ucrete-eklenir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2022 18:39:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4982</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2017/14297 KARAR NUMARASI : 2020/1178 DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ : Davacı vekili; müvekkilinin davalı işyerinde 01.01.2003-30.10.2014 tarihleri arasında çalıştığını, müvekkilinin iş akdinin 30.10.2014 tarihinde kendisi tarafından emeklilik sebebi ile sona erdirildiğini, davacının taşeron şirketler üzerinden iş yeri ... Ruh Sağlığı ve Hastalıkları olan hiç değişmeksizin kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargitay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><strong>YARGITAY</strong><br />
<strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS NUMARASI : 2017/14297</strong><br />
<strong>KARAR NUMARASI : 2020/1178</strong></p>
<p><strong>DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ :</strong></p>
<p>Davacı vekili; müvekkilinin davalı işyerinde 01.01.2003-30.10.2014 tarihleri arasında çalıştığını, müvekkilinin iş akdinin 30.10.2014 tarihinde kendisi tarafından emeklilik sebebi ile sona erdirildiğini, davacının taşeron şirketler üzerinden iş yeri &#8230; Ruh Sağlığı ve Hastalıkları olan hiç değişmeksizin kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin taşeron şirket işçisi olduğunu, son alt işveren şirketin ise davalı iş ortaklığı olduğunu, müvekkilinin en son olarak davalı T.C. Sağlık Bakanlığı’na bağlı bulunan hastanede temizlik işçisi olarak çalıştığını, müvekkiline kıdem tazminatının ödenmediğini beyan ederek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 6100 sayılı kanunun 107 maddesi uyarınca kıdem tazminatını talep ettiğini ileri sürerek; davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>
<p><strong>DAVALI VEKİLİNİN CEVABININ ÖZETİ :</strong></p>
<p>Davalı Bakanlık vekili; zamanaşımı definde bulunarak esasa ilişkin olarak da davacının Ruh Hastalıkları Hastanesinde hizmet alım sözleşmesi yapan şirketler ve en son da davalı şirkette çalıştığını, işçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için iş kanunu hükümlerince iş yerinde fiilen 1 yıl kesintisiz çalışması gerektiğini, davacının çalışması göz önünde bulundurulduğunda kesintisiz olarak 1 yılın üzerinde çalışmasının bulunmadığını, davalı kurumun bu davada taraf gösterilmesi ve alınamadığı iddia edilen işçi alacaklarının kendilerinden talep edilmesinin mevzuata uygun olmadığı, davacının yıllık izinlerini kullandığı savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p>Davalı şirket vekili; usule ilişkin itirazları ile husumet itirazında bulunarak davanın reddini savunmuş, diğer taşeron şirketlere davanın ihbar edilmesini talep etmiş esasa ilişkin diğer beyanlarında da davacının kısa bir süre şirketlerinde çalıştığını, iş akdinin haksız olarak feshedildiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p><strong>YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ :</strong></p>
<p>Mahkemece, dava ve cevap dilekçesinden, celp edilen sigorta sicil dosyasından, işyeri özlük dosyasından, tanık beyanlarından, bilirkişi raporundan, ıslah dilekçesinden ve tomar dosya kapsamından; davacının 30.10.2014 itibariyle emeklilik şartlarının oluşması sebebiyle davacının iş sözleşmesini 1475 sayılı İş Kanunu m. 14/1-5 uyarınca feshettiğinin anlaşıldığı, söze konu hükümde 506 Sayılı Kanunun 60&#8217;ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 İnci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanacakları ifade edilmiştir. Dosya kapsamından davacının 11 yıl sigortalılık süresi ile 3600 gün prim ödeme gün sayısı şartlarını yerine getirdiği görülmektedir. Bu bağlamda davacının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu geçici m, 81/1-C bendi gereğince yaş dışındaki şartları yerine getirdiği ve 1475 sayılı İş Kanunu 14/1-5&#8217;e maddesine göre kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde iş sözleşmesini feshettiği karar verilmiştir.</p>
<p><strong>TEMYİZ :</strong></p>
<p>Kararı davalılar vekilleri süresinde temyiz etmiştir.</p>
<p><strong>GEREKÇE :</strong></p>
<p>1- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>
<p>2-Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.</p>
<p>Kıdem tazminatı hesabında esas alınacak ücret, işçinin son ücretidir. Başka bir anlatımla, iş sözleşmesinin feshedildiği anda geçerli olan ücrettir. İhbar öneli tanınmak suretiyle yapılan fesihte önelin bittiği tarihte fesih gerçekleştiğinden, önelin bittiği tarihteki ücret esas alınmalıdır. Bildirim öneli tanınmaksızın ve ihbar tazminatı da ödenmeden (tam olarak ödenmeden) işverence yapılan fesih durumunda ise, bildirim öneli sonuna kadar işyerinde uygulamaya konulan ücret artışından, iş sözleşmesi feshedilen işçinin de yararlanması ve tazminatının bu artan ücret esas alınarak hesaplanması gerekir.</p>
<p>Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret, işçinin brüt ücretidir. O halde, kıdem tazminatı, işçinin fiilen eline geçen ücreti üzerinden değil, sigorta primi, vergi sendika aidatı gibi kesintiler yapılmaksızın belirlenen brüt ücret göz önünde tutularak hesaplanır.</p>
<p>Tazminata esas aylık ücret, saat ücretinin önce yedi buçuk sonra da otuz ile çarpımı sonucu belirlenmelidir. Aksine, aylık ücretin tespitinin işçinin fiilen çalıştığı gün sayısı üzerinden hesaplanması doğru olmaz.</p>
<p>Son ücret kavramı, işçinin iş ilişkisi kapsamında iş gördüğü ve ücrete hak kazandığı en son ücreti ifade eder. İş ilişkisinin askıya alınması ve askı süresi içinde iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret, iş sözleşmesinin askıya alınmasından önce hak kazanılan son ücret olmalıdır.</p>
<p>Kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde 4857 sayılı İş Kanununun 32&#8217;nci maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, kira, aydınlatma, servis yardımı, yemek yardımı ve benzeri ödemeler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınır. İşçiye sağlanan özel sağlık sigortası yardımı ya da hayat sigortası prim ödemeleri de para ile ölçülebilen menfaatler kavramına dahil olup, tazminata esas ücrete eklenmelidir. Satış rakamları ya da başkaca verilere göre hesaplanan prim değişkenlik gösterse de, kıdem tazminatı hesabında genişletilmiş ücret kavramı içinde değerlendirilmelidir.</p>
<p>Yıl içinde düzenli ve belirli periyotlarla ödenen parasal haklar bakımından ise, kıdem tazminatının son ücrete göre hesaplanması gerekir. Gerçekten işçinin son ücreti üzerinden kıdem tazminatı hesaplandığına ve yıl içinde artmış olan ücretlerin ortalaması alınmadığına göre, ücretin ekleri bakımından da benzer bir çözüm aranmalıdır. Örneğin işçinin yıl içinde aldığı üç ikramiyenin eski ücretten olması sebebiyle daha az olması ve fakat son ikramiyenin işçinin son ücreti üzerinden ödenmesi halinde tazminata esas ücretin tespitinde dikkate alınması gereken ikramiye de bu son ikramiye olmalıdır. Hesaplamanın, son dilim ikramiyenin ait olduğu dönemdeki gün sayısına bölünerek yapılması hakkaniyete de uygundur. Daha somut bir ifadeyle, yılda dört ikramiye ödemesinin olması durumunda her bir ikramiye 3 aylık bir dönem için uygulanmaktadır. İşçinin artmış olan ikramiyesinin ait olduğu doksan güne bölünmesi suretiyle, bir güne düşen ikramiye tutarının bulunması, kıdem tazminatının son ücretten hesaplanacağı şeklinde yasal kural ile daha uyumlu olacaktır. Aynı uygulamayı yol ve yemek yardımı gibi ödemeler için de yapmak olanaklıdır. İşçiye aylık olarak yapıldığı varsayılan bu gibi ödemelerin son ay için ödenen kısmının fiilen çalışılan gün sayısına bölünmesi suretiyle bir güne düşen tutar tespit edilmelidir. Buna göre periyodik olarak ödenen ve yıl içinde artmış olan parasal haklar yönünden son dönem ödemesinin ait olduğu dilim günlerine bölünmesi ile tazminata esas ücrete yansıtılacak tutar daha doğru biçimde belirlenebilecektir. Dairemizin kararları da bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 10.10. 2008 gün 2007/27615 E, 2008/26209 K.).</p>
<p>Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı tarafından sunulan son bordrosu olan 2014 yılı Ekim ayı ücret bordrosunda sair ödeme adı altında 26 günlük süre ile günlük 5.59 TL yol yardımı yapıldığı anlaşılmış olup giydirilmiş ücretin hesabında bu ödemelerin ay içinde fiilen çalışılan 26 gün sayısına göre belirlenerek hesaplanması gerekirken yol ücretinin 30 gün üzerinden hesaplanarak giydirilmiş ücretin belirlenmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>
<p><strong>SONUÇ : </strong>Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 03/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<blockquote><p><a href="https://www.degisimhukuk.com/kamulastirma-amacina-uygun-kullanilmayan-tasinmaz-iade-edilmeli/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ayrıca kamulaştırılan taşınmazlarının kamulaştırma veya kamu yararı amacına uygun kullanılmadığının açık olmasına rağmen iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</strong></span></a></p></blockquote>
<h2>Özel sigorta yardımı</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Askeri Suçlar ile Askeri Suçlarda Görev ve Yetki 2022</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/askeri-suclar-ile-sirf-askeri-suclar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2022 10:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[Askeri Suçlar ve Sırf Askeri Suçlar Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 30/06/2021 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi ve bu değişiklik kapsamında kanun metni içerisinde bir boşluk arz eden askeri suç, sırf askeri suç tanımı yapılmaya çalışıldı. Değişiklik öncesi 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu askeri suç tanımını yapmamakta ve sırf [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-4941 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar.jpg" alt="" width="600" height="449" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar-400x299.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h1>Askeri Suçlar ve Sırf Askeri Suçlar</h1>
<p>Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 30/06/2021 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi ve bu değişiklik kapsamında kanun metni içerisinde bir boşluk arz eden askeri suç, sırf askeri suç tanımı yapılmaya çalışıldı. Değişiklik öncesi <strong>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu askeri suç tanımını yapmamakta ve sırf askeri suçları saymamakta idi. Bunun sonucu olarak suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve belirlilik ilkesi kapsamında öngörülemez bir durum meydana gelmekteydi.</strong> Bu yazımızda 30/06/2021 tarihli Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde askeri suç ve sırf askeri suçlara değineceğiz.</p>
<h2>Asker Şahıs kime denir?</h2>
<p>Askeri suçlar ve sırf askeri suçlar sadece asker kişiler tarafından işlenmesi mümkün olan suçlardır ve bu niteliğiyle özgü suçlar arasında yer almaktadır. Bu kapsamda öncelikle <strong>“asker şahıs”</strong> kime denir bunun tanımı yapılmakla başlanmalıdır. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca <strong>“Askerî şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Millî Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrencilerdir.”</strong> denilerek kanunda açıkça sayılmıştır.</p>
<h2>Askeri Suçlar nedir?</h2>
<p>Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi uyarınca 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek madde 11/1 hükmü doğrultusunda <strong>“Bu Kanunda düzenlenen suçlar ile asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlar, askerî suçtur.”</strong> denilerek askeri suçun tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Ancak kanaatimizce bu tanım yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Bu kapsamda Erman tarafından yapılan, öğretide büyük ölçüde kabul gören ve kanaatimizce en kapsamlı askeri suç tanımı şu şekildedir. <strong>“Sadece asker kişiler tarafından işlenmesi mümkün olup da, Türk Ceza Kanununda kısmen veya tamamen öngörülmeyen ve askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade eden suçlarla, bu nitelikte olmamakla beraber askeri bir menfaati koruma maksadını güden ve Askeri Ceza Kanunu tarafından öngörülen veya yapılan atıf dolayısı ile bu kanunun uygulama alanına giren suçlar askeri suçlardır.”</strong></p>
<h3>Askeri suçun unsurları nelerdir?</h3>
<p>Yapılan tanıma göre bir suçun askeri suç olarak nitelendirilmesi için;</p>
<p>a)Sadece asker kişiler tarafından işlenmesinin mümkün olması<br />
b)Türk Ceza Kanununda kısmen veya tamamen öngörülmeyen askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade etmesi<br />
c)Askeri bir menfaati koruma maksadını güden ve Askeri Ceza Kanunu tarafından öngörülen veya yapılan atıf dolayısı ile bu kanunun uygulama alanına girmesi</p>
<p>gerekmektedir.</p>
<h2>Sırf Askeri Suçlar Nedir?</h2>
<p>Yine Erman tarafından sırf askeri suç tanımı da <strong>“Sadece asker kişi sıfatını taşıyanlar tarafından işlenebilen, kısmen yahut tamamen başka bir kanunda suç olarak düzenlenmemiş, askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade eden suçlardır.”</strong> denilerek yapılmıştır.</p>
<p>Bununla birlikte Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi uyarınca 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek madde 11/2 hükmü doğrultusunda <strong>“Bu Kanunda düzenlenen ve asker kişiler tarafından işlenen 60 ıncı, 62 nci, 65 inci, 66 ncı, 67 nci, 68 inci, 70 inci, 79 uncu, 81 inci, 82 nci, 85 inci, 87 nci, 88 inci, 89 uncu, 90 ıncı, 91 inci, 97 nci, 98 inci, 100 üncü, 101 inci, 102 nci ve 136 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar, sırf askerî suçtur.” </strong>denilerek sırf askeri suçlar detaylı bir şekilde sayılmıştır.</p>
<h3>Sırf askeri suçun unsurları nelerdir?</h3>
<p>Buna göre bir suçun sırf askeri suç olarak nitelendirilmesi için:</p>
<p>a)Sadece asker kişiler tarafından işlenebilmesi<br />
b)Kısmen yahut tamamen başka bir kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması<br />
c)Askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade etmesi</p>
<p>gerekmektedir.</p>
<h3>Kanuna göre sırf askeri suçlar nelerdir?</h3>
<p>Ancak 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek madde 11/2 hükmünde sırf askeri suçlar sınırlı şekilde sayıldığından başkaca bir suçun sırf askeri suç olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp sırf askeri suçların başlıkları şu şekildedir:</p>
<p>Madde 60 &#8211; Söz vererek tahliye olunan harp esirleri<br />
Madde 62 &#8211; Müstahkem bir mevkii veya kendi mevkiini veya kendisini veya bir gemiyi, bir tayyareyi düşmana teslim eden kumandanların cezası<br />
Madde 65 -Vazife ve memuriyetlerine gitmeyenlerin cezaları<br />
Madde 66 -Firar ve cezası<br />
Madde 67 -Yabancı memlekete firar edenlerin cezaları<br />
Madde 68 -Mehil içinde yakalananların cezası<br />
Madde 70- Sözleşerek firar ve cezası<br />
Madde 79- Kendini askerliğe yaramayacak hale getirenlerin cezası<br />
Madde 81- Askerlikten kurtulmak için hile yapanlar<br />
Madde 82- Amir veya üstü tehdit<br />
Madde 85 -Amir ve mafevkine hakaret edenlerin cezaları<br />
Madde 87 -İtaatsizlikte ısrar edenlerin cezası<br />
Madde 88 -Toplu asker karşısında veya hizmetten savuşmak için veya silahlı iken yapılan itaatsizliğin cezaları<br />
Madde 89 -Büyük zararlar veren itaatsizliğin cezaları<br />
Madde 90 -Mukavemet ve cezası<br />
Madde 91 -Amire ve mafevka fiilen taarruz edenlerin cezaları<br />
Madde 97 -Fesat ve cezası<br />
Madde 98 -Fesadı haber vermeyenlerin cezası<br />
Madde 100 -Askeri isyan ve cezası<br />
Madde 101 -Askeri isyanda önayak olanların cezaları<br />
Madde 102 -Düşman karşısında askeri isyan suçlularının cezası<br />
Madde 136 -Dikkatsizlik edenler</p>
<h1>Askeri Suçlar ve Sırf Askeri Suçların Yargılamasında Görev ve Yetki</h1>
<p>Bilindiği üzere 16/04/2017 tarihinde yapılan halkoylaması neticesinde kanunlaşan 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 17/E maddesi uyarınca Askeri Mahkemeler kaldırılmış olup Askeri Ceza Kanununa göre yapılacak yargılamaların sivil mahkemeler nezdinde yürütülmesine karar verilmiştir. Buna ek olarak HSK Birinci Dairesinin 31/05/2017 tarihli kararında da söz konusu değişikliğe uygun olarak kaldırılan mahkemelerin görev alanına giren suçlarda hangi mahkemelerin görevli ve yetkili olacağı hususuna netlik kazandırılmıştır. Bu kapsamda söz konusu değişiklikler 30/06/2021 tarihli Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde <strong>“Mahkemelerin görev ve yetkisi”</strong> başlığı altında düzenlemeye dahil edilmiştir.</p>
<p>Buna göre <strong>askerî suçlara ilişkin dava ve işlerde suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan asliye ve ağır ceza mahkemeleri görevli ve yetkilidir.</strong> Ek olarak asker kişiler tarafından ülke sınırları dışında işlenen askerî suçlara ait dava ve işlere bakmaya Ankara mahkemeleri, Kanunun 65 inci, 66 ncı, 67 nci, 68 inci ve 70 inci maddelerinde düzenlenen suçlara ilişkin dava ve işlerde ise şüpheli veya sanığın mensubu olduğu askerî birlik veya askerî kurumun bulunduğu yer il ve ilçe mahkemeleri yetkilidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Miras Bırakana Sağlığında Bakmayan Evlat Mirasçı Olamaz</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/miras-birakana-sagliginda-bakmayan-evlat-mirasci-olamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 22:26:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4930</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2019/5571 KARAR NUMARASI : 2021/471 DAVA : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen vasiyetnamenin iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine yönelik olarak verilen karar [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargitay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><strong>YARGITAY</strong><br />
<strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS NUMARASI : 2019/5571</strong><br />
<strong>KARAR NUMARASI : 2021/471</strong></p>
<p><strong>DAVA :</strong></p>
<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen vasiyetnamenin iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine yönelik olarak verilen karar ile işbu karara yönelik temyiz isteğinin reddine dair verilen ek karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 26/01/2021 tarihinde davacı vekili Av. &#8230; ile davalı asil ve vekili Av&#8230;. geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00&#8217;e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:</p>
<p>Davacı; miras bırakan &#8230; ile davalı &#8230; &#8216;nun tek evladı olduğunu, yurt dışında eğitimini tamamladığını, 1986 yılında ülkesine döndüğünü, iş alanında başarılı birisi olduğunu, holding genel müdürlüğü yaptığını, 1994 yılında davalı annesi ile şirket kurduklarını ve şirket müdürü olarak çalıştığını; hiçbir zaman anne ve babasını ihmal etmediğini, sürekli olarak ve imkanları dâhilinde ilgilendiğini, bir evladın ailesine göstermiş olduğu saygıyı, sevgiyi ve özeni her zaman için gösterdiğini, miras bırakan tarafından Beyoğlu 17.Noterliği’nde düzenlenme şeklinde yapılan 10/12/2015 tarihli vasiyetname ile Beyoğlu 57. Noterliği’nde yapılan 29/12/2015 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetnamelerin içeriğinde belirtilen hususların gerçeği yansıtmadığını, annesiyle birlikte kurdukları şirketin, haber verilmeden tadilat açıklamasıyla kullanılmaz hale getirildiğini, şirketin kayıt ve muhasebe evraklarının annesi tarafından habersizce alındığı ve şirketin işleyişini imkansız hale getiren davranışlarda bulunulduğunu, hayatını devam ettirmek için arkadaşlarının desteğini aldığını, miras bırakan ile görüşmelerinin aralıklarla devam ettiğini, buna rağmen annesinin, babasının ölümünü gizlediğini, babasının hazırladığı vasiyetnamelerin içerik olarak mirasçılıktan çıkarmak üzere yapıldığını ancak TMK&#8217;nın 510/2 maddesinde belirtilen koşulları taşımadığını ileri sürerek, düzenleme şeklindeki vasiyetnamelerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p>Davalı; davacının ana ve babasına gösterdiği ilgiye yönelik olarak ileri sürdüğü iddiaların, yurt içindeki yoğun çalışma hayatı dışında 1998 yılına kadar geçerli olduğunu, davacının çalışma hayatı süresince ortaklarıyla anlaşamayan, çalıştığı şirketlerde geçimsizliğinden ötürü işine son verilen birisi olduğunu, TMK&#8217;nın 510. maddesinde tanımlanan ve davacının babası tarafından mirasçılıktan çıkartılmasını haklı kılan tüm hukuki nedenlerin açıkça kanıtlandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesi istemiştir.</p>
<p>İlk derece mahkemesince; “&#8230; Davacı babasının sosyal ve ekonomik durumu itibariyle yurt dışında okutulmuş, çok rahat bir hayat sürmesi sağlanmış olmasına rağmen ticari hayattaki beklentilerinin gerçekleşmemesi üzerine ailenin yanından ayrılmış, bu dönemde de gerçekten olmadığı halde kendini çevreye nörolog gibi tanıtmış, kurucusu olmadığı dernek kurucusu olarak göstermiş, farklı bir kişilikmiş gibi kendini tanıtmış ve kendi de buna inanarak ailesinden tamamen kopuk bir hayat sürmüştür. Ailesinin onaylamadığı bir evlilikten sonra boşanmış ve daha sonra nikâhsız bir beraberlik içinde bulunmuş ve ancak babası tarafından başka şahıslar aracılığıyla bulunarak hastalığı sırasında evine getirtilebilmiştir. Davacı miras bırakana ve öz annesine yönelik olarak ziyaret etmeme, hatırını sormama, onların ve toplumun genel kabulü dışında ailenin onurun ihlali olarak değerlendirilen nikâhsız birlikte yaşama gibi eylemler yanında; ziyaret ettiğinde babasına yönelik olarak &#8220;bunun mezar yeri var mı&#8221; şeklinde olumsuz ifadeler kullanılmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 510. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesine sebep olmuştur.</p>
<p>Muris de bu sebeplerle davacıyı mirasçılıktan çıkarmıştır. Mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak vasiyetnamesinde belirtilen koşulların gerçekleştiği davalı tarafça ispatlandığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna müracaat edilmiştir.</p>
<p>Bölge adliye mahkemesince; “&#8230; Bu yasal düzenlemeler dikkate alınarak, somut olay incelendiğinde, ilk derece mahkemesinin davanın reddi gerekçesinde varlığını ve TMK&#8217;nın 510/2. maddesi kapsamında kaldığını kabul ettiği hususlar olan davacının, ailesinin onaylamadığı bir evlilik yaptığı, boşandığı ve daha sonra boşandığı kişiyle nikâhsız olarak birlikte yaşadığı, murisi ve öz annesini ziyaret etmediği, hatırını sormadığı, babasını başka şahısların aracılığıyla ziyaret ettiği ve bu ziyaret sırasında babasına yönelik olarak ‘bunun mezar yeri var mı’ şeklinde olumsuz ifadelerde bulunduğu, babasının sosyal ve ekonomik durumu itibariyle yurt dışında okutulması, çok rahat hayat sürmesine rağmen ticari hayattaki beklentilerinin gerçekleşmemesi üzerine ailenin yanından ayrıldığı, bu dönemde gerçekte olmadığı halde kendisini çevreye nörolog gibi tanıttığı, kurucusu olmadığı derneğin kurucusu olarak gösterdiği, farklı bir kişilik gibi kendini tanıttığı ve kendisini buna inandırarak ailesinden tamamen kopuk bir hayat sürdüğü&#8221; hususlarının, davacının murise veya murisin ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde ve hatta tamamıyla yerine getirmediğinin kabulü için yeterli sebepler olmadığı heyetimizce kabul edilmiştir.</p>
<p>İlk derece mahkemesince mirastan ıskat sebepleri olarak gerekçede yer verilen davacı davranışlarının ve bahsi geçen durumların; davacının kişilik özelliklerinden, kuşak farkından, hatta anne-baba tarafından sağlanan yurt dışı eğitimi ve burada edinilen farklı kültür kazanımlarından kaynaklandığı, evlilik kararının, evliliğin bitmesinden sonra da -vaki ise- boşandığı eşiyle bir arada yaşama iradesinin yetişkin bir insan olan davacıya ait olduğu, ailesinden uzaklaşmasında, murisin ve davacının annesi olan davalının, davacıya karşı, tanık beyanlarıyla ispat edilen tutum ve davranışlarının önemli ölçüde etkili olduğu, murisin bu olayları düzeltmeye yönelik bir tasarrufu ve çabası bulunduğunun ispatlanamadığı, bu noktada ‘murisin, kusurlu davranışı ile ıskata neden olan olaylara sebep olmaması gerektiği’ yönündeki yerleşik yargı kararlarının göz önüne alınması gerektiği, (&#8230;) somut olayda TMK&#8217;nun 510/2. maddesinde sayılan sebeplerin varlığının davalı yanca ispat edilemediği heyetimizce kabul edilmiştir. Ancak, iptali istenen vasiyetnamelerdeki son arzuların, mirasçının saklı payı dışında kalan murisin tasarruf alanı dâhilinde yerine getirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>
<p>Bu durumda; TMK&#8217;nın 512/3. maddesi gereğince mirastan ıskatın miras bırakanın tasarruf nisabı oranında geçerli olması gerekir. Başka bir ifadeyle tasarruf nisabı sınırları içerisinde geçerli olmak kaydıyla, vasiyetnamenin sadece ıskata ilişkin bölümünün hükümsüz olduğu kabul edilerek davacının saklı payını talep edebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edileceğinin düşünülmesi gerekir. Mahkemece yapılacak iş; TMK.nun 512/3. maddesi gereğince, mirasçılıktan çıkarmaya yönelik ölüme bağlı tasarrufun davacı mirasçının saklı payının tasarruf nisabı oranında yerine getirilerek, davaya TMK’nın 560. vd. maddelerinde düzenlenen tenkis davası olarak devam edilmek suretiyle murisin terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifinin belirlenmesinden sonra uzman bilirkişiden alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurmaktır.(Yargıtay 3. HD.&#8217;nin 2017/975 E.- 2018/10793 K. sayılı ve 31/10/2018 tarihli içtihadı)</p>
<p>Açıklanan yasa maddeleri ve yerleşik içtihatlar dikkate alınarak, TMK&#8217;nın 510/2. maddede sayılan hallerin varlığının davalı yanca ispat edilemediği, davacının talebinde saklı paya ilişkin tasarrufun iptali isteğinin de bulunduğu, zira yasal dayanak olarak TMK&#8217;nın 510 vd. maddelerinin gösterildiği, yasanın 510/2. maddesinde sayılan haller sübut bulmadığından, davacının 511/1. maddesinde düzenlenen tenkis davası açamayacağı hükmünün somut olayda geçerli olmadığı, saklı paya ilişkin tenkis talebinin dinlenebileceği ve davaya davacının saklı payı bakımından tenkis davası olarak devam edilmesi gerektiği anlaşıldığından, HMK&#8217;nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, tenkis davası olarak yargılamaya devam edilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak” karar verilmiştir.</p>
<p>Bölge adliye mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş; bölge adliye mahkemesince verilen ek karar ile temyiz edilen kararın HMK’nın 353/1.a-6 maddesi gereğince kesin olarak verildiği gerekçe gösterilerek, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş; bölge adliye mahkemesince verilen kaldırma kararı ile ek karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>1- Öncelikle, bölge adliye mahkemesince verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekir. Bir başka deyişle, HMK&#8217;nın 366. maddesi atfıyla aynı kanunun 346/2. maddesinin verdiği açık yetki ve görev çerçevesinde, bölge adliye mahkemesince verilen kararın, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarına haiz olup olmadığı incelenmelidir.</p>
<p>İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise bölge adliye mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur. Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.</p>
<p>Bu bağlamda temyize konu kararın karar tarihi itibariyle ilişkili olduğu usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, mahkemece belirtildiğinin aksine, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.</p>
<p>Öte yandan HMK’nın 353/1-a-6. maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.</p>
<p>Diğer bir yandan, HMK’nın 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını her durumda ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir.</p>
<p>Aynı Kanun’un 356. maddesi hükmü gereğince, duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.</p>
<p>Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davalı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının kaldırılmasına karar verilerek işin esasına geçilmiştir.</p>
<p>2- İşin esasının incelenmesinde de; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>
<p>3- Dava; mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin vasiyetnamelerin iptali talebine ilişkindir.</p>
<p>Mirasçılıktan çıkarma (ıskat), miras bırakanın tek taraflı ölüme bağlı bir tasarrufu ile gerçekleşir. Miras bırakan, kanunda belirtilen sebeplerin varlığı halinde, ölüme bağlı bir tasarruf ile saklı paylı mirasçısının mahfuz hisse üzerindeki haklarını tamamen veya kısmen ortadan kaldırabilir.</p>
<p>Türk Medeni Kanunun&#8217;da, cezai (alelade) çıkarma ve koruyucu (aciz sebebiyle) çıkarma olarak iki çeşit ıskat düzenlenmiştir.</p>
<p>Cezai çıkarma sebepleri, Türk Medeni Kanunu’nun 510. maddesinde, genel bir hüküm içinde ifade olunmuştur. Buna göre, mirasçı, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse ya da miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse, miras bırakan ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, mirasçı, miras bırakanla arasında borçlar hukukundan doğan bir mükellefiyeti ihlal etse, miras hakkından ıskat edilmesi için bir sebep meydana gelmemiştir. Çünkü böyle bir ihlalin müeyyidesi Borçlar Kanununda düzenlenmiş bulunmaktadır. (İnan, Ertaş, 2000, Miras Hukuku, s.304)</p>
<p>TMK’nın 512. maddesi; “Mirasçılıktan çıkarma, miras bırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.</p>
<p>Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.</p>
<p>Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, miras bırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur.” hükmünü içermektedir.</p>
<p>Kanunun; mirasçının, miras bırakana ve ailesine karşı mükellef olduğu aile hukuku vazifelerini büyük ve kusurlu davranışla yerine getirmemesi ifadesinden; mirasçının, sadakat, yardım, bağlılık, çocuklara itina gösterme görevini yapmaması, ana baba ve çocukların karşılıklı sevgi ve saygı şefkat bağları, yoksulluğa ve zarurete düşmede yardım yükümlülüğü, nafaka borcu, aile birlik ve huzurunu bozan davranışlarda bulunmama anlamı çıkmaktadır.</p>
<p>Yine, çıkarma sebebinin açık olması, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanması gerekmektedir. Sadece mirastan ıskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. Çıkarma sebebi kabul edilen olayların, delillerinin gösterilmesi de mirasçının çıkarmaya itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufta yer almalıdır.</p>
<p>Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; miras bırakanın, vasiyetnameler ile kendisi ile annesinin rızası dışında evi terk ettiği, dönmesi için haber gönderilmesine rağmen gelmediği, tanımadıkları birisi ile kendisine ve annesine haber vermeden evlendiği, ağır hastalığa yakalanmasına ve haber gönderilmesine rağmen bakmayacağını, ilgilenmeyeceğini, eve gelmeyeceğini bildirdiği; bayramlarda ve diğer önemli günlerde yıllar boyu eve uğramadığı, telefonla aramadığı; boşandığı eşi ile birlikte nikâhsız olarak yaşadığı, son dönemde yapılan rica ve minnetler ile zoraki eve geldiği ancak ilgilenmediği yabancı biri gibi davrandığı; “yatacak mezar yeri var mı bu adamın” dediği; kiracılara özel hayatları ve geçmiş ile ilgili birtakım şeyler anlattığı, anne babasının kötü insanlar olduğunu söylediği, bu sebeple davacının ailevi görevlerini ağır bir şekilde ihlal ettiği gerekçesiyle, mirasçılıktan çıkardığı görülmektedir.</p>
<p>Bu durumda, vasiyetnamelerde açıklandığı üzere, davacının mirasçılıktan çıkarılma sebeplerini varlığının ispatı, çıkarmadan yararlanan davalı mirasçıya (anneye) düşmektedir.</p>
<p>Davalı anne, vasiyetnamede belirtilen ıskat sebeplerini ispat etmek için tanık dinletmiştir. Davalı tanıklarının, murisi uzun zamandır tanıdıklarını özel günlerde yanlarında olduklarını ancak davacıyı hiç yanlarında görmediklerini ilk defa duruşma salonunda gördüklerini; davacının anne babasına haber vermeden kayıplara karıştığını, davalı &#8230; hanımın daha önce kızının evini bilmediğini; davacının Bahçeköy’deki adresinin tespit edilmesinden sonra muris ve davalının bu adrese çiçek yaptırarak gittiklerini ancak davacının babasına “ne işiniz var niye geldiniz” dediğini; davacının babası ile helalleşmesi için eve çağrıldığını, eve geldiğinde anne ve babasının hoş geldin dediği ve murisin gözünün yaşardığı; davacının murisin hastalığı için eve geldiğinde resimler çektiğini ve “bu adam nerede yatacak” gibi ifadeler kullandığını; bir kısım tanıkların ise murisin kızlarının olduğunu dahi bilmediğini; davacının miras bırakana ve davalı annesine karşı ilgisiz kaldığı, hastalığı ile ilgilenmediği dinlenen tanık beyanları ile sabit olmuştur. Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Dosyada, tanıkların gerçek olmayan olayları gerçekmiş gibi ifade ettiğini kabule yeterli delil ve olgu da bulunmadığından tanıkların sözlerine değer vermek gerekmektedir.</p>
<p>Bu durumda bölge adliye mahkemesince, dinlenen tanık beyanlarına göre, dava konusu vasiyetnameler ile miras bırakanın davacı kızını mirastan çıkarma sebebi olarak ileri sürdüğü vakaların mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunduğu, kısaca davacının anne ve babası olan miras bırakana karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla yerine getirmediği gözetilerek karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesinin davalı vekilinin temyiz isteminin reddine dair ek kararının KALDIRILMASINA; ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK&#8217;nın 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 26/01/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.degisimhukuk.com/feragat-edilen-anlasmali-bosanmadaki-olaylar-affa-ugramaz/" target="_blank" rel="noopener">Ayrıca anlaşmalı boşanma davasından feragat edilmesi sonrasında ikame edilen çekişmeli boşanma davasında öne sunulan boşanma nedenleri, anlaşmalı boşanma davasında da boşanma nedeni olarak belirtilmiş olsa da bu nedenler feragat nedeniyle affa uğramış sayılmayacağına dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</a></strong></span></p></blockquote>
<p>Yapılan yasal düzenleme sonucunda mirasçılık yani veraset ilamının <strong><span style="color: #ff0000;"><a style="color: #ff0000;" href="https://portal.tnb.org.tr/Sayfalar/AnaSayfa.aspx" target="_blank" rel="noopener">Türkiye Noterler Birliği</a></span></strong> &#8216;ne bağlı herhangi bir noterden de alınabileceğini biliyor muydunuz?</p>
<h2>Miras bırakan</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Feragat Edilen Anlaşmalı Boşanmadaki Olaylar Affa Uğramaz</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/feragat-edilen-anlasmali-bosanmadaki-olaylar-affa-ugramaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 22:07:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4928</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2020/548 KARAR NUMARASI : 2020/1743 DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddi, tedbir nafakasının miktarı ile davalı-davacı erkek yararına hükmedilen maddi tazminat yönlerinden [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargitay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><strong>YARGITAY</strong><br />
<strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS NUMARASI : 2020/548</strong><br />
<strong>KARAR NUMARASI : 2020/1743</strong></p>
<p><strong>DAVA :</strong></p>
<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddi, tedbir nafakasının miktarı ile davalı-davacı erkek yararına hükmedilen maddi tazminat yönlerinden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>
<p>Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak görülen karşılıklı boşanma davasında yerel mahkemece, boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu gerekçesiyle iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, davacı-davalı kadın yararına tazminatlara ve nafakalara hükmedilmiştir. Bu karara karşı davacı-davalı kadın tarafından tazminatların ve nafakaların miktarları, davalı-davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, davacı-davalı kadın yararına hükmedilen nafakalar ve tazminatlar ile tazminat taleplerinin reddi yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>
<p>İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince, daha önce kadın tarafından açılan ve feragat edilen anlaşmalı boşanma davasından sonra davalı-davacı erkekten kaynaklı yeni bir olay olmadığı, boşanmaya neden olan olaylarda davacı-davalı kadının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle kararın gerekçesinin düzeltilmesine, davacı-davalı kadının manevi tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddine, davalı-davacı erkek yararına 7.500 TL maddi tazminata karar verilmiştir.</p>
<p>Feragat edilen dava münhasıran TMK&#8217;nın 166/3. maddesine dayalı olarak açılmışsa, anlaşmalı boşanma davasından feragat, dava tarihinden önceki olayların affedildiği sonucunu doğurmaz. O halde, taraflardan biri feragatle sonuçlanan anlaşmalı boşanma davasının dava tarihinden önceki vakıalara dayanarak herhangi bir boşanma sebebine dayalı olarak boşanma davası açabilir. Açılan davada anlaşmalı boşanma davasının dava tarihinden önceki vakıaların da kusur belirlemesinde dikkate alınması gerekir.</p>
<p>Somut olayda, davacı-davalı kadın tarafından daha önce açılan ve feragat edilen dava, münhasıran TMK’nın 166/3 maddesine dayalı olarak açıldığına göre, anlaşmalı boşanma davasının dava tarihinden önceki vakıaları affedildiği anlamına gelmeyeceğinden, bu hususun gözetilerek karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 02.03.2020</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.degisimhukuk.com/miras-birakana-sagliginda-bakmayan-evlat-mirasci-olamaz/" target="_blank" rel="noopener">Ayrıca mirasçının, miras bırakanları olan anne ve babasına karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla yerine getirmediği durumlarda vasiyetname ile mirastan mahrum bırakılabileceğine dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</a></strong></span></p></blockquote>
<p>Açacak olduğunuz davada veyahut aleyhinize açılmış bir davada şayet avukatlık ücretini ve mahkeme masraflarını karşılayacak ekonomik durumunuz yok ise <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://adliyardim.adalet.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener">Adalet Bakanlığı Adli Yardım Projesi</a></strong></span> ’nden yararlanabileceğinizi biliyor muydunuz?</p>
<h2>Anlaşmalı boşanma</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürekli İş Göremezlik Oranı %0 Olan Birine Bile Manevi Tazminat Ödenir</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/surekli-is-goremezlik-orani-0-olan-birine-bile-manevi-tazminat-odenir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 11:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4922</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2018/920 KARAR NUMARASI : 2019/886 DAVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargitay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><strong>YARGITAY</strong><br />
<strong>21. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS NUMARASI : 2018/920</strong><br />
<strong>KARAR NUMARASI : 2019/886</strong></p>
<p><strong>DAVA :</strong></p>
<p>Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.</p>
<p>Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, Dava, 11/01/2012 tarihli zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu % 0 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve iş kazasının meydana gelişinde davacı sigortalının % 20, davalı işverenlerin % 80 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacının maluliyetinin bulunmaması nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.</p>
<p>1-İş kazalarından kaynaklanan tazminat davaları nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir.</p>
<p>Dosya kapsamından, mahkemece, davacı sigortalının dava konusu iş kazası nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek neticeye varıldığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır.</p>
<p>Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK&#8217;ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır. Hal böyle olunca da Mahkemece sürekli iş göremezlik oranı %&#8221;0&#8243; olan davacının istirahatlı (raporlu) kaldığı dönem bakımından yoksun kaldığı ücret kaybının hesaplanmadan yazılı gerekçe ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi usul ve yasaya doğru olmamıştır. Yapılacak iş; davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre maddi zararını bilirkişiye hesaplattırmak ve tüm delilleri bir arada değerlendirip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.</p>
<p>2-Öte yandan, gerek mülga B.K&#8217;nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.</p>
<p>Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.</p>
<p>Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, % 0 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının sürekli iş göremez duruma gelmese dahi, üzüntü ve elem duyacağı, ruh bütünlüğünün ihlali, sinir bozukluğunun da bedensel zarar kavramına dahil bulunduğu gözetilerek, tedavi gördüğü süre dikkate alınarak uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, mahkemece manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>
<p>O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.02.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.degisimhukuk.com/asgari-ucretin-altindaki-takipte-odeme-sartini-ihlal-sucu-olusmaz/" target="_blank" rel="noopener">Ayrıca nafaka dosyaları hariç olmak üzere takip tarihi itibariyle asıl alacak miktarının her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalması halinde borçlunun ödeme şartını ihlal suçundan dolayı beraat kararı verilmesine dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</a></strong></span></p></blockquote>
<p>İş kazası ve meslek hastalığının <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://uyg.sgk.gov.tr/IsvBildirimFormu/welcome.do" target="_blank" rel="noopener">Sosyal Güvenlik Kurumu</a></strong></span> &#8216;na bildirilmesi gerekmektedir. İnternet ortamından yapılacak olan elektronik bildirimden sonra ayrıca fiziki bildirimde bulunmaya gerek bulunmamaktadır.</p>
<h2>Manevi tazminat</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asgari Ücretin Altındaki Takipte Ödeme Şartını İhlal Suçu Oluşmaz</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/asgari-ucretin-altindaki-takipte-odeme-sartini-ihlal-sucu-olusmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 09:01:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4920</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2021/4067 KARAR NUMARASI : 2021/4896 DAVA VE KARAR : Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık ...'nın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair ... 9. İcra Ceza Mahkemesinin 18/02/2020 tarihli ve 2019/576 esas, 2020/148 sayılı kararı aleyhine ... [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargitay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><strong>YARGITAY</strong><br />
<strong>12. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS NUMARASI : 2021/4067</strong><br />
<strong>KARAR NUMARASI : 2021/4896</strong></p>
<p><strong>DAVA VE KARAR :</strong></p>
<p>Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık &#8230;&#8217;nın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair &#8230; 9. İcra Ceza Mahkemesinin 18/02/2020 tarihli ve 2019/576 esas, 2020/148 sayılı kararı aleyhine &#8230; Bakanlığı&#8217;nın 03/03/2021 gün ve 94660652-105-35-14370-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/03/2021 gün ve KYB-2021/32094 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.</p>
<p>Anılan ihbarnamede;</p>
<p>Dosya kapsamına göre, 31/03/2011 tarih ve 6217 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik İcra ve İflas Kanunu&#8217;nun 354. maddesinin 4. fıkrasında; &#8220;Nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç, alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz.&#8221; hükmü uyarınca, suçun oluşumu için, takip tarihindeki asıl alacak miktarının brüt asgari ücretin üstünde olması gerektiği,</p>
<p>&#8230; 21. İcra Müdürlüğünün 2019/1339 esas sayılı dosyasındaki 04/02/2019 tarihli takibe konulan asıl alacak miktarının 2.500,00 Türk lirası olduğu, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından 2019 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının ise 2.558,40 Türk lirası olduğu, takibe konulan asıl alacak miktarının 2019 yılı için belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kaldığı anlaşılmakla, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden &#8230; 9. İcra Ceza Mahkemesinin 18/02/2020 tarihli ve 2019/576 esas, 2020/148 sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine, 18/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.degisimhukuk.com/surekli-is-goremezlik-orani-0-olan-birine-bile-manevi-tazminat-odenir/" target="_blank" rel="noopener">Ayrıca iş kazası sonucunda yaralanan işçinin sürekli iş görmezlik maluliyet oranı % 0 (sıfır) çıksa bile üzüntü ve elem duyacağı, ruh bütünlüğünün ihlali, sinir bozukluğunun da bedensel zarar kavramına dahil bulunduğu gözetilerek, tedavi gördüğü süre dikkate alınarak uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerektiğine dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</a></strong></span></p></blockquote>
<p>Asgari Ücret Tespit Komisyonu; en çok üyeye sahip işçi sendikasından beş temsilci, yine en çok işveren üyeye sahip işveren sendikasından beş temsilci ile devleti temsilen <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.csgb.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener">Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı</a></strong></span> &#8216;ndan beş temsilci olmak üzere toplam on beş kişiden oluşur.</p>
<h2>Asgari Ücret</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlgili Kişi Başvuru Formu</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/ilgili-kisi-basvuru-formu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 May 2021 16:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4634</guid>

					<description><![CDATA[İlgili Kişi Başvuru Formuna buradan ulaşabilirsiniz ! DEĞİŞİM HUKUK İLGİLİ KİŞİ BAŞVURU FORMU Av. Tuba ŞENOĞUL CAN ve Av. Engin YILDIZ (Bundan sonra “Değişim Hukuk” olarak adlandırılacaktır) olarak, 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Bundan sonra “KVKK” olarak adlandırılacaktır) ve ilgili mevzuatın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Avukatlık Yasası’nda tanımlanan faaliyet ve hizmetlerimizi yerine getirirken ulaştığımız [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Ilgili-Kisi-Basvuru-Formu-Yeni.docx">İlgili Kişi Başvuru Formuna buradan ulaşabilirsiniz !</a></strong></span></p></blockquote>
<h1 style="text-align: center;">DEĞİŞİM HUKUK İLGİLİ KİŞİ BAŞVURU FORMU</h1>
<p style="text-align: justify;">Av. Tuba ŞENOĞUL CAN ve Av. Engin YILDIZ (Bundan sonra “Değişim Hukuk” olarak adlandırılacaktır) olarak, 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Bundan sonra “KVKK” olarak adlandırılacaktır) ve ilgili mevzuatın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Avukatlık Yasası’nda tanımlanan faaliyet ve hizmetlerimizi yerine getirirken ulaştığımız kişisel verilerin KVKK ve ilgili mevzuatta belirtildiği şekilde disipline edilmesine büyük önem gösterdiğimizi öncelikle belirtmek isteriz.</p>
<p style="text-align: justify;">KVKK’nın 11. maddesine göre veri sahibi olan ilgili kişilere birtakım haklar tanınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlgili kişinin KVKK’da sayılan haklarını koruması adına Değişim Hukuk tarafından iş bu “İlgili Kişi Başvuru Formu” oluşturulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">KVKK’nın 13. maddesi uyarınca İlgili Kişi Başvuru Formu eksiksiz bir biçimde doldurulup imzalandıktan sonra belirtilen iletişim yollarından herhangi birisiyle Değişim Hukuk’a gönderilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dolduracak olduğunuz iş bu İlgili Kişi Başvuru Formu ıslak imzalı olacak şekilde Adalet Mah. 10066 Sok. Özden İş Merkezi Numara:8 Kat:3 Daire:4 Merkezefendi/DENİZLİ adresinde faaliyet gösteren Değişim Hukuk’a bizzat gelip elden teslim ederek, iadeli taahhütlü posta vasıtasıyla veya noter aracılığıyla gönderebileceğiniz gibi Değişim Hukuk’a ait info@degisimhukuk.com e-posta adresine güvenli elektronik imzalı, mobil imzalı ya da ilgili kişi tarafından veri sorumlusuna daha önce bildirilen ve veri sorumlusunun sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanarak başvuru amacına yönelik geliştirilmiş bir yazılım ya da uygulama vasıtasıyla veri sorumlusu sayılan Değişim Hukuk’a ileterek kullanabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">KVKK’nın 11. maddesinde yazılı haklarınızın aranması adına ya doğrudan kendiniz ya da avukatınız aracılığı ile müracaatta bulunabilecek olup avukatlık mesleğini icra etmeyen üçüncü bir kişiye vekalet verseniz dahi müracaatınız işleme alınmayacaktır. Avukat aracılığı ile yapılacak olan müracaatlarda ise noter vasıtasıyla düzenlenecek olan vekaletnamelere KVKK’nın 11. maddesinde yazılı haklarınızın aranması adına avukatınıza açık yetki verdiğinize dair beyanınızın bulunması gerekmektedir. Aksi müracaatlar işleme alınmayacaktır. Değişim Hukuk, kişisel veri sahibi olup olmadığı anlamak amacıyla ek bilgi talep etme ve size başvurunuz ile ilgili soru yöneltme hakkını saklı tutmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişim Hukuk talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak, söz konusu taleplerin sonuçlandırılmasının ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde, Kurul tarafından belirlenen tarifedeki ücret  istenebilir. Değişim Hukuk, talebi kabul edip işleme koyabilir veya gerekçesini açıklayarak talebi yazılı usulle reddedebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">KVKK’nın 14. maddesi gereğince başvurunuzun red edilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde cevap verilmemesi hallerinde ilgili kişi olarak Değişim Hukuk’un cevabını öğrendiğiniz tarihten sonra 30 gün ve her halde başvuru tarihinden itibaren 60 gün içerisinde Kişisel Verileri Koruma Kurumuna şikâyette bulunabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişim Hukuk’a müracaat edilmeden doğrudan Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na şikâyette bulunulamaz.</p>
<h2 style="text-align: justify;">A. LÜFTEN KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİNİZİ YAZINIZ</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>İsim ve Soyisim :</strong> ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>T.C. Kimlik Numarası :</strong>………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Adres :</strong>………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>E-Posta Adresi :</strong> ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Telefon Numarası :</strong>………………………………………</p>
<h2 style="text-align: justify;">B. LÜTFEN BAŞVURU CEVABININ GÖNDERİLECEĞİ ADRESİ İŞARETLEYİNİZ VEYA BAŞKA BİR ADRES YAZINIZ</h2>
<p>Adres : ………………………………………</p>
<p>E-Posta Adresi : ………………………………………</p>
<p>Diğer : ………………………………………</p>
<h2 style="text-align: justify;">C. LÜTFEN DEĞİŞİM HUKUK İLE OLAN İLİŞKİNİZİ İŞARETLEYİNİZ</h2>
<p>Stajyer : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">Müvekkil : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">Danışan : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">Ziyaretçi : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışan : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">Eski çalışan : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">İş başvurusunda bulunan : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer : ………………………………………</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Not      :</strong>Başvurunuzu doğru bir biçimde değerlendirip size en kısa sürede geri dönüş yapmamız adına başvuru konunuzu esas almak suretiyle Değişim Hukuk’ta iletişim halinde bulunduğunuz birim veya kişi, tarih gibi sizi ayırt etmemizi sağlayıcı bilgileri aşağıdaki noktalı bölüme lütfen yazınız.</p>
<p>………………………………………</p>
<p>………………………………………</p>
<p>………………………………………</p>
<p>………………………………………</p>
<h2 style="text-align: justify;">D. LÜTFEN BAŞVURUNUZUN KONUSUNU VEYA KONULARINI İŞARETLEYİNİZ</h2>
<p style="text-align: justify;">Kişisel verilerimin işlenip işlenmediğini öğrenmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet kişisel verilerim işlendi ise veri işleme faaliyetiniz hakkında bilgi istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet kişisel verilerim işlendi ise veri işlemesinin amacını ve verilerimin işlenme amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel verilerimin yurtiçinde ve/veya yurtdışında üçüncü kişilere aktarılıp aktarılmadığını ve şayet kişisel verilerim aktarılıyorsa üçüncü kişileri öğrenmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksik veya yanlış bir biçimde işlenmiş ve/veya aktarmış olduğunuz kişisel verilerimin düzeltilmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel verilerimin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalktığını düşünmekteyim bu yüzden kişisel verilerimin silinmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel verilerimin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalktığını düşünmekteyim bu yüzden kişisel verilerimin anonim hale getirilmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksik veya yanlış bir biçimde aktarmış olduğunuz kişisel verilerimin aktarıldığı üçüncü kişiler nezdinde de düzeltilmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksik veya yanlış bir biçimde aktarmış olduğunuz kişisel verilerimin aktarıldığı üçüncü kişiler nezdinde de silinmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksik veya yanlış bir biçimde aktarmış olduğunuz kişisel verilerimin aktarıldığı üçüncü kişiler nezdinde de anonim hale getirilmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel verilerimin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi neticesinde aleyhime çıkan sonuca itiraz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel verilerimin kanuna aykırı bir biçimde işlenmesi neticesinde uğradığım zararın giderilmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Not      :</strong>Başvurunuzu doğru bir biçimde değerlendirip size en kısa sürede geri dönüş yapmamız adına taleplerinizin içeriğini açık ve anlaşılır bir biçimde aşağıdaki noktalı bölüme lütfen yazınız.</p>
<p style="text-align: justify;">………………………………………</p>
<p>………………………………………</p>
<p>………………………………………</p>
<p>………………………………………</p>
<p style="text-align: right;">İsim-Soyisim</p>
<p style="text-align: right;">İmza</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gizli Tanık Başkaca Delille Desteklenmeli</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/gizli-tanik-baskaca-delille-desteklenmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 09:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahkeme Kararları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4504</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ ESAS NUMARASI : 2019/2233 KARAR NUMARASI : 2019/4810 DAVA VE KARAR : Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Tayin olunan cezanın süresi itibariyle yasal şartları oluşmadığından, sanık müdafilerinin duruşma istemlerinin CMK'nın 299. maddesi gereğince REDDİNE, [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3130 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg" alt="yargitay" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Yargitay-Karari.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><strong>YARGITAY</strong><br />
<strong>16. CEZA DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS NUMARASI : 2019/2233</strong><br />
<strong>KARAR NUMARASI : 2019/4810</strong></p>
<p><strong>DAVA VE KARAR : </strong></p>
<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>
<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>
<p>Tayin olunan cezanın süresi itibariyle yasal şartları oluşmadığından, sanık müdafilerinin duruşma istemlerinin CMK&#8217;nın 299. maddesi gereğince REDDİNE,</p>
<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>
<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriklerine göre yapılan incelemede;</p>
<p>Ayrıntıları Dairemizin 2017/1809 E ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;</p>
<p>Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dâhilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.</p>
<p>Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)</p>
<p>Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin &#8220;suç işlemek amacı&#8221; olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf.280)</p>
<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>
<p>Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E. sy. Kararında anlatılan ve nihai amacı, devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği, örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delil bulunmayan sanık hakkında gizli tanık &#8220;Kitap&#8221; tarafından verilen ifadenin başka delillerle desteklenmediği takdirde hükme esas alınamayacağı cihetle, örgüte müzahir derneğe üye olmak, sosyal medya hesabında takip ve beğenilerde bulunmak, protesto gösterilerine katılmaktan ibaret eylemlerinin sanığın konum ve kişisel özellikleri de dikkate alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşar nitelikte, silahlı terör örgütü üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler olarak değerlendirilemeyeceği gözetilerek, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı CMK&#8217;nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma gerekçelerine göre sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değil ise DERHAL SALIVERİLMESİ için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Isparta 3. Ağır Ceza Mahkemesine kararın bir örneğinin bilgi için Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.07.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p>
<blockquote><p><a href="https://www.degisimhukuk.com/tasarlayarak-suc-islemek-icin-gerekli-sartlar/" target="_blank" rel="noopener"><strong><span style="color: #ff0000;">Ayrıca tasarlayarak suç işlemek için sanıkların eylemlerini gerçekleştirmeye olay tarihinden önce karar vermeleri, kararlarında sebat ve ısrar göstermeleri ve karar ile icra arasında makul bir süre geçmesi gerektiğine dair emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.</span></strong></a></p></blockquote>
<p>Hakkınızdaki dava ve icra takiplerini Uyap Bilişim Sisteminde yer alan <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://giris.turkiye.gov.tr/Giris/gir?oauthClientId=16b6bb80-8536-11e4-b4a9-0800200c9a66&amp;continue=https%3A%2F%2Fgiris.turkiye.gov.tr%2FOAuth2AuthorizationServer%2FAuthorizationController%3Fresponse_type%3Dcode%26scope%3DKimlik-Dogrula%253BAd-Soyad%26redirect_uri%3Dhttps%253A%252F%252Fvatandas.uyap.gov.tr%252Flogin.uyap%26client_id%3D16b6bb80-8536-11e4-b4a9-0800200c9a66%26state%3D1057%26loginTypeIndex%3D1" target="_blank" rel="noopener">Vatandaş Portal</a></strong></span> üzerinden sorgulayıp detaylarını öğrenebileceğini biliyor muydunuz?</p>
<h2>Gizli Tanık</h2>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
