<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hukuki Makaleler &#8211; Avukatlık, Arabuluculuk ve Hukuki Danışmanlık</title>
	<atom:link href="https://www.degisimhukuk.com/hukuki-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.degisimhukuk.com</link>
	<description>2015 yılından beri Denizli&#039;de avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık ile hukukun diğer alanlarında faaliyet göstermektedir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 May 2025 11:06:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Degisim-Hukuk-Tarayici-Ikonu-66x66.jpg</url>
	<title>Hukuki Makaleler &#8211; Avukatlık, Arabuluculuk ve Hukuki Danışmanlık</title>
	<link>https://www.degisimhukuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Askeri Suçlar ile Askeri Suçlarda Görev ve Yetki 2022</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/askeri-suclar-ile-sirf-askeri-suclar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2022 10:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[Askeri Suçlar ve Sırf Askeri Suçlar Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 30/06/2021 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi ve bu değişiklik kapsamında kanun metni içerisinde bir boşluk arz eden askeri suç, sırf askeri suç tanımı yapılmaya çalışıldı. Değişiklik öncesi 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu askeri suç tanımını yapmamakta ve sırf [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-4941 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar.jpg" alt="" width="600" height="449" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar-400x299.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/askeri-suclar.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h1>Askeri Suçlar ve Sırf Askeri Suçlar</h1>
<p>Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 30/06/2021 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi ve bu değişiklik kapsamında kanun metni içerisinde bir boşluk arz eden askeri suç, sırf askeri suç tanımı yapılmaya çalışıldı. Değişiklik öncesi <strong>1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu askeri suç tanımını yapmamakta ve sırf askeri suçları saymamakta idi. Bunun sonucu olarak suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve belirlilik ilkesi kapsamında öngörülemez bir durum meydana gelmekteydi.</strong> Bu yazımızda 30/06/2021 tarihli Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde askeri suç ve sırf askeri suçlara değineceğiz.</p>
<h2>Asker Şahıs kime denir?</h2>
<p>Askeri suçlar ve sırf askeri suçlar sadece asker kişiler tarafından işlenmesi mümkün olan suçlardır ve bu niteliğiyle özgü suçlar arasında yer almaktadır. Bu kapsamda öncelikle <strong>“asker şahıs”</strong> kime denir bunun tanımı yapılmakla başlanmalıdır. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca <strong>“Askerî şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Millî Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrencilerdir.”</strong> denilerek kanunda açıkça sayılmıştır.</p>
<h2>Askeri Suçlar nedir?</h2>
<p>Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi uyarınca 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek madde 11/1 hükmü doğrultusunda <strong>“Bu Kanunda düzenlenen suçlar ile asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlar, askerî suçtur.”</strong> denilerek askeri suçun tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Ancak kanaatimizce bu tanım yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Bu kapsamda Erman tarafından yapılan, öğretide büyük ölçüde kabul gören ve kanaatimizce en kapsamlı askeri suç tanımı şu şekildedir. <strong>“Sadece asker kişiler tarafından işlenmesi mümkün olup da, Türk Ceza Kanununda kısmen veya tamamen öngörülmeyen ve askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade eden suçlarla, bu nitelikte olmamakla beraber askeri bir menfaati koruma maksadını güden ve Askeri Ceza Kanunu tarafından öngörülen veya yapılan atıf dolayısı ile bu kanunun uygulama alanına giren suçlar askeri suçlardır.”</strong></p>
<h3>Askeri suçun unsurları nelerdir?</h3>
<p>Yapılan tanıma göre bir suçun askeri suç olarak nitelendirilmesi için;</p>
<p>a)Sadece asker kişiler tarafından işlenmesinin mümkün olması<br />
b)Türk Ceza Kanununda kısmen veya tamamen öngörülmeyen askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade etmesi<br />
c)Askeri bir menfaati koruma maksadını güden ve Askeri Ceza Kanunu tarafından öngörülen veya yapılan atıf dolayısı ile bu kanunun uygulama alanına girmesi</p>
<p>gerekmektedir.</p>
<h2>Sırf Askeri Suçlar Nedir?</h2>
<p>Yine Erman tarafından sırf askeri suç tanımı da <strong>“Sadece asker kişi sıfatını taşıyanlar tarafından işlenebilen, kısmen yahut tamamen başka bir kanunda suç olarak düzenlenmemiş, askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade eden suçlardır.”</strong> denilerek yapılmıştır.</p>
<p>Bununla birlikte Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi uyarınca 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek madde 11/2 hükmü doğrultusunda <strong>“Bu Kanunda düzenlenen ve asker kişiler tarafından işlenen 60 ıncı, 62 nci, 65 inci, 66 ncı, 67 nci, 68 inci, 70 inci, 79 uncu, 81 inci, 82 nci, 85 inci, 87 nci, 88 inci, 89 uncu, 90 ıncı, 91 inci, 97 nci, 98 inci, 100 üncü, 101 inci, 102 nci ve 136 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar, sırf askerî suçtur.” </strong>denilerek sırf askeri suçlar detaylı bir şekilde sayılmıştır.</p>
<h3>Sırf askeri suçun unsurları nelerdir?</h3>
<p>Buna göre bir suçun sırf askeri suç olarak nitelendirilmesi için:</p>
<p>a)Sadece asker kişiler tarafından işlenebilmesi<br />
b)Kısmen yahut tamamen başka bir kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması<br />
c)Askeri bir hizmet veya görevin ihlalini ifade etmesi</p>
<p>gerekmektedir.</p>
<h3>Kanuna göre sırf askeri suçlar nelerdir?</h3>
<p>Ancak 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen Ek madde 11/2 hükmünde sırf askeri suçlar sınırlı şekilde sayıldığından başkaca bir suçun sırf askeri suç olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp sırf askeri suçların başlıkları şu şekildedir:</p>
<p>Madde 60 &#8211; Söz vererek tahliye olunan harp esirleri<br />
Madde 62 &#8211; Müstahkem bir mevkii veya kendi mevkiini veya kendisini veya bir gemiyi, bir tayyareyi düşmana teslim eden kumandanların cezası<br />
Madde 65 -Vazife ve memuriyetlerine gitmeyenlerin cezaları<br />
Madde 66 -Firar ve cezası<br />
Madde 67 -Yabancı memlekete firar edenlerin cezaları<br />
Madde 68 -Mehil içinde yakalananların cezası<br />
Madde 70- Sözleşerek firar ve cezası<br />
Madde 79- Kendini askerliğe yaramayacak hale getirenlerin cezası<br />
Madde 81- Askerlikten kurtulmak için hile yapanlar<br />
Madde 82- Amir veya üstü tehdit<br />
Madde 85 -Amir ve mafevkine hakaret edenlerin cezaları<br />
Madde 87 -İtaatsizlikte ısrar edenlerin cezası<br />
Madde 88 -Toplu asker karşısında veya hizmetten savuşmak için veya silahlı iken yapılan itaatsizliğin cezaları<br />
Madde 89 -Büyük zararlar veren itaatsizliğin cezaları<br />
Madde 90 -Mukavemet ve cezası<br />
Madde 91 -Amire ve mafevka fiilen taarruz edenlerin cezaları<br />
Madde 97 -Fesat ve cezası<br />
Madde 98 -Fesadı haber vermeyenlerin cezası<br />
Madde 100 -Askeri isyan ve cezası<br />
Madde 101 -Askeri isyanda önayak olanların cezaları<br />
Madde 102 -Düşman karşısında askeri isyan suçlularının cezası<br />
Madde 136 -Dikkatsizlik edenler</p>
<h1>Askeri Suçlar ve Sırf Askeri Suçların Yargılamasında Görev ve Yetki</h1>
<p>Bilindiği üzere 16/04/2017 tarihinde yapılan halkoylaması neticesinde kanunlaşan 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 17/E maddesi uyarınca Askeri Mahkemeler kaldırılmış olup Askeri Ceza Kanununa göre yapılacak yargılamaların sivil mahkemeler nezdinde yürütülmesine karar verilmiştir. Buna ek olarak HSK Birinci Dairesinin 31/05/2017 tarihli kararında da söz konusu değişikliğe uygun olarak kaldırılan mahkemelerin görev alanına giren suçlarda hangi mahkemelerin görevli ve yetkili olacağı hususuna netlik kazandırılmıştır. Bu kapsamda söz konusu değişiklikler 30/06/2021 tarihli Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde <strong>“Mahkemelerin görev ve yetkisi”</strong> başlığı altında düzenlemeye dahil edilmiştir.</p>
<p>Buna göre <strong>askerî suçlara ilişkin dava ve işlerde suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan asliye ve ağır ceza mahkemeleri görevli ve yetkilidir.</strong> Ek olarak asker kişiler tarafından ülke sınırları dışında işlenen askerî suçlara ait dava ve işlere bakmaya Ankara mahkemeleri, Kanunun 65 inci, 66 ncı, 67 nci, 68 inci ve 70 inci maddelerinde düzenlenen suçlara ilişkin dava ve işlerde ise şüpheli veya sanığın mensubu olduğu askerî birlik veya askerî kurumun bulunduğu yer il ve ilçe mahkemeleri yetkilidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Miras Taksim Sözleşmesinde Mühür Kullanılması</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/miras-taksim-sozlesmesinde-muhur-kullanilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 13:10:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=4276</guid>

					<description><![CDATA[Miras Taksim Sözleşmesi Nedir? Miras taksim sözleşmesi, adından da anlaşılacağı üzere, mirasçıların veya sonradan mirasçı sıfatına sahip olacak olan kişilerin, miras bırakan terekesini ne şekilde paylaşacaklarını kendi aralarında kabul edip imzalayarak belirledikleri bir sözleşmedir. Dikkat ettiyseniz hemen yukarıda “sonradan mirasçı sıfatına sahip olacak olan kişiler” şeklinde bir ifade kullandık. Buradaki kastımız yazımızın konusunu oluşturan fiili [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-4278 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/miras_taksim_sozlesmesi.jpg" alt="miras-taksim-sozlesmesi" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/miras_taksim_sozlesmesi-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/miras_taksim_sozlesmesi-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/miras_taksim_sozlesmesi.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h2>Miras Taksim Sözleşmesi Nedir?</h2>
<p>Miras taksim sözleşmesi, adından da anlaşılacağı üzere, mirasçıların veya sonradan mirasçı sıfatına sahip olacak olan kişilerin, miras bırakan terekesini ne şekilde paylaşacaklarını kendi aralarında kabul edip imzalayarak belirledikleri bir sözleşmedir.</p>
<p>Dikkat ettiyseniz hemen yukarıda <em>“sonradan mirasçı sıfatına sahip olacak olan kişiler</em>” şeklinde bir ifade kullandık. Buradaki kastımız yazımızın konusunu oluşturan fiili durumdur. Yani miras bırakacak olan kişinin henüz yaşarken, geride bırakacak olduğunu düşündüğü mirasçıları ile birlikte terekesinin paylaşılması konusunda sözleşme imzalamasıdır.</p>
<p>Burada aklımıza hemen vasiyetname gelse de miras taksim sözleşmesi ve vasiyetname birbirinden farklı hukuki koruma sağlayan türden yazılı belge vasfındadırlar.</p>
<h2>Miras Taksim Sözleşmesi ile Vasiyetnamenin Temel Farkı Nedir?</h2>
<p>Esasında bakıldığında vasiyetname ile sıklıkla karıştırılacak bir durum gibi gözükse de vasiyetnamenin tek taraflı olduğunun, sadece miras bırakacak olan kişinin isteklerini içerdiğinin bunun karşısında miras taksim sözleşmesinin vasiyetnameden farklı olarak geriye kalacak olan mirasçıların katılımıyla düzenlendiğinin unutmaması gerekir.</p>
<p>Miras bırakacak olan kişinin sağlığında düzenlenecek olan miras taksim sözleşmesi dayanağını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun Geçici 2. maddesine göre sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasa uygulanır amir hükmüne dikkat edilmek şartıyla 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ya da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundan almaktadır.</p>
<h2>Miras Taksim Sözleşmesinin Düzenlendiği Kanun Maddeleri Nelerdir?</h2>
<h3>1- 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi&#8217;nin henüz açılmamış bir miras hakkındaki mukaveleler başlıklı 613. maddesi</h3>
<p>743 sayılı Türk Kanunu Medenisi 613. Maddesi; <em>&#8220;Bir kimsenin sağlığında mirasçılardan birinin diğer mirasçılar veya üçüncü bir şahıs ile o kimsenin mirası hakkında ve kendi iştirak ve muvafakati olmaksızın yaptığı mukaveleler batıl ve hükümsüzdür. Böyle bir mukavele mucibince vuku bulan teslimat geri istenebilir.&#8221;</em> şeklinde düzenlenmiştir.</p>
<h3>2- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun mirasın açılmasından önce yapılan sözleşmeler başlıklı 678. maddesi</h3>
<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 678. maddesi; <em>&#8220;Miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli değildir. Böyle bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.&#8221;</em> şeklinde düzenlenmiştir.</p>
<p>Yukarıda alıntılanmış olan yasa hükümlerinin ortak noktası, miras bırakanın sağlığında yapılacak olan miras taksim sözleşmesine, miras bırakacak olan kişinin de katılması veya sonradan onaylaması şartıyla miras taksim sözleşmesinin hüküm ifade edebileceğidir.</p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 08.06.2011 tarih 2011/14-408 Esas ve 2011/402 Karar sayılı ilamında özetle; <em>&#8220;… murisin sözleşmeye katılmadığı ve onay da vermediği anlaşıldığından, bu yönden de geçerli kabul edilemeyecektir…&#8221;</em> denilmiştir.</p>
<p>Sırayla gidecek olursak bu defa da miras bırakanın sözleşmeye katılması ya da onaylaması veya izninin nasıl olması gerektiği sorusunun ispat bakımından incelenmesi gerekmektedir. Zira hukuk düzeninde ispat önemli bir sorundur. Bir sözleşmeye katıldığınızı, onayladığınızı veya izin verdiğinizi nasıl ispat edebilirsiniz? Tabi ki size ait olan imzanızın, imza atamamanız halinde mührünüzün ya da parmak izinizin sözleşmeye geçirilmesi suretiyle yazılı bir belge ile ispat etmiş olursunuz.</p>
<p>Yani miras bırakacak olan kişinin sağlığında yapılacak olan miras taksim sözleşmesinde imzasının, mührünün ya da parmak izinin bulunması halinde sözleşme hüküm ifade eder bir hal alacak olup, aksi durumda taksimi yapılan tereke yönünden paylaşma yapılmadığı varsayılarak, hak sahiplerinin hisseleri oranında tereke üzerinde paylı mülkiyet kurulacaktır.</p>
<p>Islak imza veya mühür kullanılması ya da parmak basılarak hazırlanan taksim sözleşmesinden doğan ihtilaflar kendi içinde karşılaştırılacak olduğunda günümüzde en sık karşılaşılan ihtilafın mühür kullanıldığında ortaya çıktığı görülmektedir. Bunun temelinde kanunlarımızın, okuma yazma bilmeyen kişilerin dolandırılmasının, mal varlıklarının kötü niyetli kişiler tarafından alıkonulmasının, önüne geçilmesi gerekçesiyle, mühür kullanılması halinde bir takım şartların aynı anda bulunma zorunluluğunu öngörmesidir. Buna bağlı olarak biz de bu yazımızda miras bırakanın sağlığında düzenlenen miras taksim sözleşmesinde miras bırakan mührünün bulunması halini ayrıntılı bir biçimde izah etmeye çalışacağız.</p>
<h2>Sözleşmelerde Mühür Kullanılmasının Düzenlendiği Kanun Maddeleri Nelerdir?</h2>
<h3>1- 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun senet &#8211; umumi hükümler başlıklı 297. maddesi</h3>
<p>1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 297. maddesi; <em>“Mühür veya bir alet vasıtasıyla vazolunan imza veya cüzdan ile muamele icrasını itiyat etmiş olan müesseselerde muamelenin iptidasında tayin olunup bir sureti hesap defterine veya cüzdana mevzu bulunan mühür veya imza ile yapılacak muamele muteberdir&#8230;</em>&#8221; şeklinde düzenlenmiştir.</p>
<h3>2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun imza atamayanların durumu başlıklı 206. maddesi</h3>
<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 206. maddesi; <em>&#8220;…Okuma ve yazma bilmediği için imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır…</em>&#8221; şeklinde düzenlenmiştir.</p>
<h2>Sözleşmelerde Mühür Kullanılması Durumunun Mevcut Kanunlara Göre Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir?</h2>
<p>Her iki amir kanun hükmüne bakıldığında mühür kullanılmaya olanak tanınmış ve yukarıda belirttiğimiz nedenlere bağlı olarak bu durum belirli şartlara bağlanmıştır. Miras taksim sözleşmesinin imza altına alındığı tarihte yürürlükte olan kanuna bakılarak bu şartların yerine getirilip getirilmediğinin özellikle incelenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Şayet 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yürürlükte olduğu bir tarihte imza altına alınan miras taksim sözleşmesinden bahsediyorsak <strong>mahallince tanınan iki tanık ile muhtar ve en az iki ihtiyar heyeti üyesinin sözleşmeyi onaylaması </strong>şartıyla miras taksim sözleşmesinin geçerli olacağı düzenlenmiştir.</p>
<p>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 20.02.2017 tarih 2014/27340 Esas ve 2017/2164 Karar sayılı ilamında özetle; <em>“İmza atamayan veya yazı bilmeyenlerin mührünü veya parmak izini taşıyan senetlerin geçerli olabilmesi için, muhtar ve ihtiyar heyetinin çoğunluğundan başka, ayrıca o yerde tanınan (mahallinde maruf ) iki kişi (tanık) tarafından da onaylanması gerekir (m.297.c.2). Davaya konu sözleşmenin incelenmesinden, satıcı&#8230;&#8217;ın sözleşmeye mühür bastığı, sözleşmede iki şahit imzası haricinde az yukarıda açıklanan şekilde muhtar ve ihtiyar heyeti imzalarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca dava konusu senedin geçerliliğinden bahsedilemez.</em>&#8221; denilmiştir.</p>
<p>Şayet 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlükte olduğu bir tarihte imza altına alınan sözleşmeden bahsediyorsak; bu defa noter onayının gerekli olduğu hususuna dikkat çekilmekte olup sözleşmenin geçerliliğinin <strong>noterlikçe onaylanması</strong> ya da <strong>sözleşmede noterlikçe onaylanan mührün kullanılması</strong> haline bağlı olduğu görülmektedir. İmza atamayan ya da imza atmaya muktedir olmayan kişilerin mühür kullanmak suretiyle onayladıkları sözleşmelerin, hukuk düzeninde bir anlam ifade edebilmesi noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı kılınmıştır.</p>
<p>1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun mühür kullanımı ile ilgili amir hükümleri karşılaştırılacak olduğunda, yeni tarihli kanun olan Hukuk Muhakemeleri Kanununda ihtiyar heyeti ve iki tanık huzurunda işlemin yapılması usulünün sona ermiş olduğu ve yerini noterler aracılığıyla düzenleme biçiminde hazırlanan senet halini aldığı görülmüştür. Noterlik Kanunu’nun da öngördüğü şekilde, noterlerin hukuk eğitimi almış oldukları göz önüne alındığında, okuma yazma bilmeyen bir kişinin onaylayacak olduğu sözleşmeyi, noter huzurunda ve noterin bilgilendirmesi sonucunda onaylamasının daha güvenilir bir yol olduğu aşikardır.</p>
<p><a href="https://www.tkgm.gov.tr/sss" target="_blank" rel="noopener">Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü</a> sıkça sorulan sorular sayfasından miras ile ilginizi çekebilecek diğer konulara göz atabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdari Makama Müracaat ve Sonuçları</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/idari-makama-muracaat-ve-sonuclari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2021 23:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=3934</guid>

					<description><![CDATA[Türk yargı sisteminde mahkemelerin dava yükü altında ezilmemesi ya da mahkemelerin çok da önemli olmayan hukuki ihtilaflarla meşgul edilmemesi adına bir takım yasal düzenlemeler yapılmakta ve vatandaşların bu yollarla mahkemeye gelmeden sorunları çözmeleri beklenmektedir. Adli yargı yolunda arabuluculuk veya uzlaştırma, idari yargı yolunda ise idari makama müracaat mahkemelerin iş yükünü azaltan hukuki yollardır. Bu yazımızda [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3162 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Idari-Makama-Muracaat.jpg" alt="idari-makama-muracaat" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Idari-Makama-Muracaat-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Idari-Makama-Muracaat-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Idari-Makama-Muracaat-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Idari-Makama-Muracaat.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Türk yargı sisteminde mahkemelerin dava yükü altında ezilmemesi ya da mahkemelerin çok da önemli olmayan hukuki ihtilaflarla meşgul edilmemesi adına bir takım yasal düzenlemeler yapılmakta ve vatandaşların bu yollarla mahkemeye gelmeden sorunları çözmeleri beklenmektedir. Adli yargı yolunda <strong>arabuluculuk</strong> veya <strong>uzlaştırma</strong>, idari yargı yolunda ise <strong>idari makama müracaat</strong> mahkemelerin iş yükünü azaltan hukuki yollardır.</p>
<p>Bu yazımızda az evvel de belirttiğimiz üzere idari yargı yolunda idari makama müracaat konusu üzerinde duracağız.</p>
<h3>İdari Makama Müracaat Nedir?</h3>
<p>İdari makama müracaat basit anlatımla <strong>idare ile ilişkisi olan ya da olmayan bir kişinin idareden bir şeyi yapmasını veyahut da yapmamasını istediği talep dilekçesini idareye ulaştırmasıdır.</strong></p>
<p>Hakkında disiplin soruşturması yapılıp da bu soruşturma sonucunda disiplin cezası ile tecziyesine karar verilen kişi, idari makamca tesis edilen bu  aleyhe işlemin kaldırılması için idari makama müracaat etmesi tipik idari makama müracaattır.</p>
<h3>İdari Makama Müracaatın Çeşitleri Nelerdir?</h3>
<ul>
<li>
<h4>İlk başvuru</h4>
</li>
</ul>
<p><strong>Bu müracaat çeşidinde idare henüz bir işlem ya da eylem gerçekleştirmemiş olup ilgili kişi tarafından idareden bir işlem ya da eylem tesis etmesi istenir.</strong> Örneğin psikiyatri bölümünde görevli olan bir hemşirenin acil servis bölümünde hemşire olarak görev yapmak istemesi talebine bakıldığında öncesinde idarece tesis edilen bir işlem yokken ilgili kişi bölüm değişikliği talebinde bulunmuştur.</p>
<ul>
<li>
<h4>Zorunlu başvuru</h4>
</li>
</ul>
<p><strong>İdare, bir işlem ya da eylem tesis ettikten sonra ilgili kişinin bu işlemin kaldırılması, değiştirilmesi veya düzeltilmesi gibi taleplerle idareye müracaat etmesi hali zorunlu başvurudur.</strong> Dikkat edilecek olursa bu başvuruyu diğer başvuru çeşitlerinden ayıran kanunda zorunlu olarak yapılması istenmesidir. Örneğin Kamu İhale Kanunundan kaynaklı işlemlerde zorunlu başvuru esastır. Daha detaylı bir örnek vermek gerekirse bir kamu kurumunun hizmet alım ihalesine katılan yüklenici firma ihale sonucunda en iyi teklif veren ikinci firma olmasının ardından ihaleyi kazanan firmanın esasında ihaleyi kazanmaması gerektiği yönündeki Kamu İhale Kurumu&#8217;na yapmış olduğu itirazi şikayeti kanundan doğan zorunlu başvurudur. Kanunla getirilen bu müracaat dayatmasının temelinde şayet bir yanlış durum var ise idarenin bu yanlışlığı uzlaşı ile düzeltmesidir.</p>
<ul>
<li>
<h4>İhtiyari başvuru</h4>
</li>
</ul>
<p>İdareye müracaat denildiğinde akla ilk gelen müracaat türü olup bu müracaat türünde ilgili kişiye esasında seçimlik bir hak tanınmış olup kişi isterse idareye müracaat edebilir isterse idareye müracaat etmeden idari yargı yolunda dava açabilir.</p>
<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunun (İYUK) 11. maddesine bakılacak olduğunda tipik ihtiyari başvuru halinin hüküm altına alındığı görülecektir. Öyle ki <strong>ilgili kişi dava açmadan önce hakkında tesis edilen işlemin kaldırılması, değiştirilmesi veya düzeltilmesi adına üst makama, üst makam olmadığı takdirde işlemi tesis eden makama müracaat etmesi ihtiyari başvurudur.</strong></p>
<p><strong>İhtiyari başvuru yapılmasında yazımızın hemen başında da belirttiğimiz üzere yargının yükünü azaltmak, idareye olan güvenin sağlanması ve idarenin denetlenmesi yatmaktadır.</strong> İlgili kişi hakkında tesis edilen işlemin kaldırılması için idareye müracaat ettiğini ve idarenin de bu talebi kabul ettiği durumda hukuki ihtilaf yargıya taşınmadan çözülmekte aynı zamanda ilgili kişi ve idare arasında yıkılan güven köprüsü yeniden inşa edilmektedir. Aynı zamanda idare, ilgili kişinin müracaatı ile öncesinde vermiş olduğu kararı yani idari işlemi bir kez daha denetleyerek hatalı olduğunun farkına varmaktadır.</p>
<h3>İdari Makama Müracaatın Sonuçları Nelerdir?</h3>
<ul>
<li>
<h4>Başvurunun kabulü</h4>
</li>
</ul>
<p><strong>İdare, ilgili kişi tarafından verilmiş olan müracaat dilekçesini 60 gün içerisinde kabul eder yukarıda da belirttiğimiz gibi kendi iç denetimini yaparak hatasının farkına varıp yapmış olduğu işlemden döner, böylelikle ilgili kişi mahkemeye müracaat etmeyeceği için mahkemelerin iş yükü de azalacak ve taraflar arasındaki güven ilişkisi yeniden tesis edilecektir.</strong></p>
<p>İdare, başvurunun kabulü halinde İYUK 11&#8217;de sayılan kararları vermektedir. Bu kararlar ise idari işlemin kaldırılması, idari işlemin geri alınması veya değiştirilmesi ile yeni bir işlem tesis edilmesidir.</p>
<p>Peki idare yapmış olduğu denetimde ilgili kişinin müracaatının tamamı yönünden bir karar vermedi, bir başka değişle ilgili kişinin müracaat talebinin bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmedi böyle bir durumda ne olacaktır? Böyle bir durumda ilgili kişi talebinin red edilen yani kabul edilmeyen kısmını yargıya taşıyacaktır.</p>
<ul>
<li>
<h4>Başvurunun reddi</h4>
</li>
</ul>
<h5>Açık red</h5>
<p><strong>İdare, başvuruyu kendisine tanınan 60 günlük süre içerisinde olumsuz bir şekilde kabul etmeyip bunu ilgiliye bildirirse burada açık red hali oluşmaktadır.</strong> Örneğin idareye nöbet sayısının azaltılması talebinde bulunan özel güvenlik görevlisinin bu talebi 60 gün içinde red edilerek ilgilisine ulaştırıldığında idare talebi açıkça red etmiştir.</p>
<h5>Zımmi red</h5>
<p><strong>İdare, başvuruyu kendisine tanınan 60 günlük süre içerisinde olumlu veya olumsuz bir biçimde cevap vermeyerek geçiştirmesinde zımmi red işlemi meydana gelmektedir.</strong> Örneğin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında nice kodunun hatalı olduğundan bahisle idareye müracaat edip hatalı kodun düzeltilmesi talebinde idare 60 gün içerisinde talebi değerlendirmez ise zimmi red gerçekleşmiş olur.</p>
<h3>İdari Makama Müracaatın Red Edilmesinden Sonra Açılacak Olan Davada Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?</h3>
<h4>Hangi yargı yolunda dava açılır?</h4>
<p>İdareye müracaat edip de talebi açık bir biçimde ya da zımmi olarak red edilen ilgili kişi genellikle <strong>idari yargı yolu</strong>nda dava açar. Genellikle dememizdeki sebep ise bu durumun istisnalarının bulunmasıdır. Örneğin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tesis edilen bir işleme karşı ilgili kişi tarafından itiraz edildikten sonra komisyonca talebin red edilmesinin ardından red kararına karşı bazı hallerde adli yargı yolunda iş mahkemesine bazı hallerde idari yargı yolunda idare mahkemesine dava açılabilmektedir.</p>
<h4>Görevli mahkeme hangisidir?</h4>
<p>İdari yargı yolunda bilindiği üzere davanın konusuna göre <strong>ya Danıştay ya idare mahkemesi veyahut da vergi mahkemesi</strong>nde dava açılması gerekmektedir.</p>
<h4>Yetkili mahkeme neresidir?</h4>
<p>İdari yargı yolunda idare veya vergi mahkemesinde açılacak olan davalarda genellikle <strong>idari işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.</strong> Ancak bazı özel kanunlarda bunun istisnai halleri düzenlenmiştir. Örnek vermek gerekirse 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda idari işlemi yapan (A) idaresi olmasına rağmen ilgili kişi dava açıldığı esnada (B) idaresinde görev yaptığı için görev yaptığı idarenin bulunduğu yer mahkemesinde dava açabilmektedir.</p>
<h4>Husumetin kime yöneltilmesi gerekmektedir?</h4>
<p>Husumettin kime yöneltilmesinden kastımız açılacak olan davanın, hangi idare makamı aleyhine açılacak olduğudur. Bunun ihtimalli belirtilmesinde fayda olduğunu düşünmekteyiz.<strong> İlk ihtimalde müracaat sonucunda üst makam tarafından aynı karar verildi ise kararı veren ilk idare aleyhine husumet yöneltilir ikinci ihtimalde ise öncesinde verilen bir karara itiraz etmiş isek ve üst makam da itiraz müracaatımızı değerlendirip bir yeni bir karar verdi ise bu defa üst makam aleyhine dava açılması gerekmektedir.</strong></p>
<h4>Dava konusu ne olmalıdır?</h4>
<p>Dava konusunun ne olması gerektiği de sıklıkla karşılaşılan sorular arasında gelmektedir. Zira idare aynı kararında ısrar ettiğinde ilgili hakkında verilen ilk red kararı dava konusu edilirken yine aynı örnekten gidersek bu defa üst makamca verilen başkaca bir red kararında bu defa yeni bir karar çıktığı için ilk makamın mı yoksa üst makamın mı yargıya taşınacağı gündeme gelmektedir. Burada İYUK kapsamında<strong> idareye yapılan başvuru sonucunda ortaya çıkan ilk kararın yargıya taşınmasının daha doğru olduğunu söyleyebiliriz.</strong></p>
<h4>Dava açma süresi kaç gündür?</h4>
<p><strong>İdari Yargılama Usul Kanunu 7. maddesi uyarınca aksine bir özel düzenleme bulunmadığı sürece idare mahkemesinde 60 gün, vergi mahkemesinde 30 gün içerisinde idarece düzenlenen yazılı bildirimin tebliğ tarihini izleyen günden başlamak üzere dava açılması öngörülmüştür.</strong>  Ayrıca son günü tatil gününe denk gelen işlerde ise tatil gününün bitmesi ile gelen ilk mesai gününün son bulması ile dava açma süresi son bulmuş olur. Yine araya adli tatil girmesinde de dava açma süresi 7 gün daha uzamış sayılır.</p>
<p>Bu bilgilendirmeyi örnek ile açıklamak gerekirse, idarece hakkınızda tesis edilmiş olan disiplin cezası 01.02.2021 tarihinde tarafınıza tebliğ edildiğini varsayarsak, idari yargıda aleyhe işlemin iptali için dava açma süreniz 60 gündür ve bu süre tebliğden sonraki gün yani 02.02.2021 tarihinde başlamaktadır. Buna göre en geç 02.04.2021 tarihinde işlemin iptali için dava açmanız gerekmektedir, aksi halde hak düşürücü sürede dava ikame edilmediği için davanız süre aşımında red edilecektir.</p>
<p>İYUK kapsamında dava açma süresi hakkında genel bilgilendirmenin ardından konumuzla ilgisi olması bakımından bu defa idareye müracaat üzerine dava açma süresi ya da idareye müracaatın dava süresine etkisini açıklamamızda fayda olduğunu düşünmekteyiz.</p>
<h5>İYUK 10. madde gereği idari makamların sükutu</h5>
<p>Buna göre ilgili kişi idareye müracaat ederek tesis edilmiş olan işlemin ortadan kaldırılması, değiştirilmesi, yeni bir işlem tesis edilmesi veyahut da geri alınması yönünde dava açma süresi içerisinde üst makama müracaat edebilme hakkına sahiptir.</p>
<p>İdarece 60 gün içinde olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmezse kanunen istek artık reddedilmiş sayılır. İlgililer 60 günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler.</p>
<p>İdarece 60 günlük süre içinde bir cevap verilebilir ama verilen bu cevap kesin değilse ilgili kişi idarenin bu kesin olmayan cevabını isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi idarece kendisine kesin bir cevap verilmesini de bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren 6 ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde 60 günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamca bir cevap verilecek olursa bu cevabın tebliğinden itibaren 60 gün içinde dava açabilirler.</p>
<h5>İYUK 11. madde gereği üst makamlara başvuru</h5>
<p>Buna göre ilgili kişi idareye müracaat ederek tesis edilmiş olan işlemin ortadan kaldırılması, değiştirilmesi, yeni bir işlem tesis edilmesi veyahut da geri alınması yönünde dava açma süresi içerisinde üst makama müracaat edebilme hakkına sahiptir. Üst makama başvuru ile dava açma süresi durur.</p>
<p>İdarece 60 gün içerisinde cevap verilmez ise istek red edilmiş sayılır ve dava açma süresi kaldığı yerden devam eder.</p>
<p>Bu bilgilendirmeyi örnek ile açıklamak gerekirse, idarece hakkınızda tesis edilmiş olan disiplin cezası 01.02.2021 tarihinde tarafınıza tebliğ edildiğini varsayarsak, idari yargıda aleyhe işlemin iptali için dava açma süreniz 60 gündür ve bu süre tebliğden sonraki gün yani 02.02.2021 tarihinde başlamaktadır. Buna göre en geç 02.04.2021 tarihinde işlemin iptali için dava açmanız gerekmekte iken 15.02.2021 tarihinde dava açmak yerine önce üst makama müracaat ederek tesis edilen aleyhe disiplin cezasının kaldırılması talep edildiğinde artık dava açma süresi durmuş ve dava açmak için geriye 46 gün kalmıştır.</p>
<p>Örneğimize idare açısından bakıldığında ise artık üst makamın da 15.02.2021 tarihini izleyen günden başlamak üzere 60 günlük cevap verme süresi başlamıştır. Yani üst makam da en geç 16.04.2021 tarihinde sizin müracaatınıza cevap vermesi gerekmektedir. Şayet idare 60 gün içerisinde müracaatınıza olumlu bir cevap vermedi ise 60 günün dolduğu tarihten başlamak üzere yani 16.04.2021 tarihine dava açmak için kalan 46 gün eklenerek en geç 01.06.2021 tarihinde dava açılması gerekmektedir.</p>
<p>İdare ile aranızda olan sorunlarda <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.ombudsman.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener">T.C. Kamu Denetçiliği Kurumu</a></strong></span>&#8216;na müracaat edebileceğinizi biliyor muydunuz?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayıplı Mal Satın Alındığında Tüketici Hakları</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/ayipli-mal-satin-alindiginda-tuketici-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2021 14:45:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=3926</guid>

					<description><![CDATA[Tüketici Kimdir? 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre tüketici; satın aldığı malda ticari amaç gütmeyen veya malı mesleği için satın almayan gerçek ya da tüzel kişileri ifade etmektedir. Ayıplı Mal Nedir? Aynı kanuna göre ayıplı mal ise alıcı ve satıcı arasında akdedilen sözleşmede kararlaştırıldığı halinden farklı olup örneğine veya modeline uygun olmayan veyahut da [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3927 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ayipli-mal.jpg" alt="ayipli-mal" width="600" height="449" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ayipli-mal-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ayipli-mal-400x299.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ayipli-mal.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h3>Tüketici Kimdir?</h3>
<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre tüketici; satın aldığı malda ticari amaç gütmeyen veya malı mesleği için satın almayan gerçek ya da tüzel kişileri ifade etmektedir.</p>
<h3>Ayıplı Mal Nedir?</h3>
<p>Aynı kanuna göre ayıplı mal ise alıcı ve satıcı arasında akdedilen sözleşmede kararlaştırıldığı halinden farklı olup örneğine veya modeline uygun olmayan veyahut da normalinde olması gereken özelliklere sahip olmayan mala ayıplı mal denilmektedir.</p>
<h3>Ayıplı Mal Olmasının Şartları Nelerdir?</h3>
<p>Hemen belirtmek gerekirse her durumda mal ayıplı sayılmaz. Bir malın ayıplı olmasının da bazı şartları vardır. Bu şartlara değinecek olursak. Öncelikle malda ayıp sayılabilecek bir takım eksiklerin bulunması gerekir. Bu eksiklikler ise açık ayıp, gizli ayıp, hukuki ayıp ve ekonomik ayıp olarak karşımıza çıkması gerekir. İkinci olarak bahse konu ayıp önemli olmalıdır. Bir başka anlatımla malın kullanımını etkilemeyen ayıp önemli olmaması nedeniyle ayıp niteliğinde değildir. Üçüncü olarak ayıp o ürünün satın alındığı anda var olması gerekir. Yani satın alan tüketicinin kendi kusuru ile ayıbın ortaya çıkmaması gerekir. Son olarak bahse konu ayıplı mal tüketici tarafından satın alınırken ayıplı olduğu bilinmemelidir.</p>
<h3>Ayıplı Malda Tüketicinin Hakları Nelerdir?</h3>
<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 11. maddesi bu hususu düzenlemiş olup bu maddeler ışığında tüketicinin 4 farklı hakkı bulunmaktadır. Bunlar;</p>
<h4>1-Sözleşmeden dönerek bedel iadesi</h4>
<p>Tüketici sözleşmeden dönerek elinde bulunan malı karşı tarafa teslim etmeye hazır olduğunu belirtir ve ödemiş olduğu bedeli geri ister. Yani ayıplı mal satıcıya iade edilirken, tüketiciye de parası iade edilir.</p>
<h4>2-Malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi</h4>
<p>Burada tüketici taraf ayıplı çıkan malın ayıpsız aynısını talep eder. Yani tüketici elinde bulunan malı satıcıya geri verir satıcı da aynı ürünün ayıpsız halini satıcıya verir. Tabi ki tüketicinin almış olduğu bu misli üründe de ayıp çıkması halinde seçimlik hakları bu ürün için de saklıdır.</p>
<h4>3-Bedel indirimi</h4>
<p>Bu durumda tüketici ayıbı bu şekilde kabul etmekle birlikte ayıp oranında indirim talep etmektedir. Burada satın alınan mal satıcıya iade edilmez, satıcıdan uygun bir indirim talep edilir.</p>
<h4>4-Ayıbın ücretsiz onarılması</h4>
<p>Son seçimlik hak ise ayıbın ücretsiz olarak giderilmesi veya onarılmasıdır. Bu hakta da ayıp tüketici tarafından kabul edilmiş sayılıp ayıbın ücretsiz bir şekilde giderilmesi talep edilir.</p>
<h3>Ayıplı Malda Hukuki Süreç Ne Zaman Başlar?</h3>
<p>Hemen belirtmekte faydası olduğunu düşündüğümüz bir başka konu ise zaman aşımı sorunudur. Yasa tüketiciye böylesine haklar tanırken bunun yanında bu hakları kullanması için bir zaman da tayin etmiştir. Ayıp sonradan ortaya çıksa bile konut veya tatil amaçlı satışlarda malın teslimden itibaren 5 yıl diğer durumlarda ise malın tesliminden itibaren 2 yıllık sorumluluk süresi bulunmaktadır. Ancak bunun istisnası ağır kusur veya gizli ayıp olması durumudur. Böyle bir durumda 2 veya 5 yıllık zamanaşımı süresi işlememektedir.</p>
<p>Tüketici taraf eğer açık bir ayıp ya da hafif kusur ile karşı karşıya ise malın teslim tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yukarıda belirtilen haklarını kullanabilir. Kanunda belirtilen bu süreler her ne kadar zamanaşımı olarak nitelendirilse de aslında bu süreler hak düşürücü süredir. Yani açık ayıpta otuz gün içinde seçimlik haklarınızdan birini kullanmazsanız artık bir daha bu haklarınıza müracaat edemezsiniz.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak T.C. Ticaret Bakanlığına bağlı olarak görev yapan <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://tuketici.ticaret.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener">Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü</a></strong></span> ile de iletişime geçilebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Güvenlik Görevlisi Yetkileri ve Hakları</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/ozel-guvenlik-gorevlisi-yetkileri-ve-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 09:46:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=3763</guid>

					<description><![CDATA[Özel güvenlik görevlisinin tanımı nedir? Özel güvenlik görevlisi en basit ve anlaşılır haliyle görev alanlarında ve görev süreleri içerisinde korudukları veya güvenliklerini sağladıkları alanlarda gerçek veya tüzel kişileri korumakla görevli kişilere denilmektedir. Bu koruma bazen can güvenliğine yönelik bazen ise mal varlığına yönelik olabileceği gibi bazen de hem mal varlığına hem de can güvenliğine yönelik [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3764 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-01.jpg" alt="ozel-guvenlik-yetki-hak-01" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-01-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-01-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-01.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h2>Özel güvenlik görevlisinin tanımı nedir?</h2>
<p><strong>Özel güvenlik görevlisi en basit ve anlaşılır haliyle görev alanlarında ve görev süreleri içerisinde korudukları veya güvenliklerini sağladıkları alanlarda gerçek veya tüzel kişileri korumakla görevli kişilere denilmektedir.</strong> Bu koruma bazen can güvenliğine yönelik bazen ise mal varlığına yönelik olabileceği gibi bazen de hem mal varlığına hem de can güvenliğine yönelik olabilmektedir.</p>
<p>Özel güvenlik görevlileri, koruma işlemleri sırasında kanunlarda ve yönetmeliklerde yazılı emredici hükümleri uygulamak zorundadır. Bir başka anlatımla özel güvenlik görevlileri kendilerine tanınan yetkileri kullanırken sınırsız bir güçle donatılmamış bir takım yasal düzenlemelere uymak zorundadırlar. Aksi halde hem idari hem de cezai yaptırımlarla karşı karşıya gelebilecekleri ortadadır.</p>
<p><strong>5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun</strong> özel güvenlik görevlileri için önem arz etmektedir hatta bu kanun özel güvenlik görevlilerinin adeta anayasasıdır desek yanlış söylemiş olmayız.</p>
<h2>Özel güvenlik görevlisinin görevleri nelerdir?</h2>
<p><strong>Özel güvenlik görevlilerinin temel görevi korudukları veya güvenliklerini sağladıkları alanlara veya kişilere karşı yapılacak olan saldırılarda caydırıcılık (önleyicilik) sağlamaktır.</strong> Yani saldırganı henüz haksız eylemine başlamadan önce suçtan vazgeçirmektir.</p>
<p>Örnek vermek gerekirse bir alış veriş merkezine saldırmak isteyen bir saldırgan, özel güvenlik görevlisinin oradaki varlığını hissetmesi ile birlikte eyleminden psikolojik olarak vazgeçmektedir. Şayet tüm tedbirlere rağmen caydırıcılık işe yaramadı ise bu defa bir özel güvenlik görevlisinin görevleri, şüpheliyi yakalamak, genel kolluk dediğimiz polis veya jandarmaya bilgi vermek, suça konu delilleri muhafaza altına almak ve nihayetinde kolluğun olay yerine intikal etmesi ile birlikte kolluğa yardımcı olmak sıralanabilir.</p>
<p>Özel güvenlik görevlileri kanundan doğan görev ve yetkileri kullanabilmesi için bazı şartların varlığı aranmaktadır. <strong>Bir özel güvenlik görevlisi görev alanı, görev süresi ve kimlik kartının yakasında herkes tarafından görülebilecek şekilde takılı olması ile birlikte yetkilerini kullanabilir.</strong> Belirtmiş olduğumuz bu üç şart özel güvenlik görevlilerinin en temel yetki sınırını oluşturmakla birlikte birbiri ile sıkı sıkıya bağlanmıştır yani bahsedilen temel üç şartın da aynı anda birlikte olması gerekmektedir.</p>
<p>Örnek vermek gerekirse bir özel güvenlik görevlisi görev alanı ve görev süresi içerisinde ancak kimlik kartı yakasında takılı değil. Böyle bir durumda özel güvenlik görevlisi kanunda kendisine özel olarak tanınan yetkilerini kullanamaz. Ayrıca görev alanına ayrı bir parantez açarak birkaç hususu belirtmek gerektiğini düşünmekteyiz. Görev alanı, özel güvenlik görevlisinin çalışmış olduğu ve öncesinde Valilik makamından izin alındığı yerle sınırlı olup özel güvenlik görevlisi bu alan dışına çıkamaz ve yetkilerini kullanamaz.</p>
<p>Ancak bunun istisnai halleri bulunmaktadır. Şöyle ki; suçüstü halinde şüpheli kaçıyor ise şüpheliyi yakalamak için görev alanı dışına çıkabilir, para-değerli eşya/kişi koruma/cenaze törenleri bir güzergâh üzerinden yapıldığı için bu güzergâhlar da görev alanı sayılmaktadır, son olarak da korunan alana herhangi bir saldırı olması halinde tedbir amaçlı olarak dışarıda bulunduğumuz hallerde görev alanından sayılmaktadır.</p>
<h2>Özel güvenlik görevlisinin yükümlülükleri nelerdir?</h2>
<ul>
<li>
<h3>İhbar Yükümlülüğü</h3>
</li>
</ul>
<p>Özel güvenlik görevlileri görev alanları, görev süreleri içerisinde görevleriyle bağlantılı olarak <strong>bir suç işlendiğini öğrendikleri andan itibaren vakit kaybetmeksizin genel kolluğa bilgi vermeleri gerekmektedir.</strong> Aksi durumda 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 21. maddesinde belirtilen idari suçlardan olan bildirim yükümlülüğü yerine getirmeme suçunu işler ve sonuç olarak da 1 yıl boyunca özel güvenlik alanında çalışamaz.</p>
<ul>
<li>
<h3>Kolluğun Talebini Yerine Getirme Yükümlülüğü</h3>
</li>
</ul>
<p>Özel güvenlik görevlileri görev alanları itibariyle birlikte çalışmış oldukları <strong>genel kolluk amirinin emirlerini (hukuka uygun olup olmadığı veya konusunun suç teşkil edip etmediğinin değerlendirmesini yapmak suretiyle) yerine getirmek durumundadır.</strong> Aksi durumda 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 21. maddesinde belirtilen idari suçlardan olan emre itaatsizlik suçunu işler ve sonuç olarak da 1 yıl boyunca özel güvenlik alanında çalışamaz.</p>
<ul>
<li>
<h3>Olay Yerinin Korunması Yükümlülüğü</h3>
</li>
</ul>
<p>Özel güvenlik görevlileri görev alanlarında meydana gelen suçtan sonra artık adli yetkilerini kullanmaya başlarlar. Bunun neticesinde de <strong>ceza yargılamasında büyük öneme sahip olan olay yeri ve delillerin bozulmasını veya kaybolmasını engelleyici tedbirleri almakla yükümlüdür.</strong> Bu yükümlülüğünü kullanabilmesi için de özel güvenlik görevlisine Ceza Muhakemesi Kanunu 168. madde kapsamında ayrıca yakalama yetkisi verilmiştir.</p>
<p>Özel güvenlik görevlileri hakkında merak ettiğiniz başkaca hususlara <span style="color: #ff0000;"><strong><a style="color: #ff0000;" href="https://www.egm.gov.tr/ozelguvenlik" target="_blank" rel="noopener">Özel Güvenlik Denetleme Başkanlığı</a></strong></span> ile iletişime geçerek ulaşabilirsiniz.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3765 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-02.jpg" alt="ozel-guvenlik-yetki-hak-02" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-02-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-02-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ozel-guvenlik-02.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Özel güvenlik görevlisinin yetkileri nelerdir?</h2>
<ul>
<li>
<h3>Kimlik Sorma Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri toplantı, konser, spor müsabakası, sahne gösterileri ve benzeri etkinlikler ile cenaze ve düğün törenlerinde ayrıca hava meydanı liman, gar, istasyon ve terminal gibi toplu ulaşım tesislerinde kimlik sorma yetkisine sahiptirler.</strong></p>
<p>Her ne kadar kanunda durdurma yetkisinden bahsetmemiş olsa da esasında kimlik sorma yetkisi durdurma yetkisini de içerisinde barındırır. Zira kimlik sorma işleminden önce özel güvenlik görevlisi öncelikle kimliğini sorduğu kişiyi durdurmaktadır.</p>
<p><strong>Özel güvenlik görevlisi kanunen kimlik sorar, kimlik tespit edemez. </strong>Zira iki yetki birbirinden çok farklıdır. Kimlik sormada sadece kimlik kısaca kontrol edilirken, kimlik tespitinde kişinin kimlik bilgileri kontrol edilmek üzere emniyet müdürlüğü gibi birimlerle paylaşılır hal böyle olunca kimlik tespitinin polis ve jandarma personellerince yapılabildiğini belirtmemizde bir sakınca bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Kimlik sorma yetkisinde aslolan rızadır. </strong>Kimliği sorulan kişi, kendi rızası ile kimliğini göstermekten imtina ediyor ise ısrar edilmemesi gerekmektedir. Ancak kişinin bu tutumu karşısında da özel güvenlik görevlisinin durumu kendisine bildirerek kimliği sorulan kişiyi görev yaptığı yere almama hakkı vardır.</p>
<p>Özel güvenlik görevlisi kendi kanunu olan 5188 sayılı kanun sayesinde kimlik sorma yetkisine sahip olup ayrıca <strong>kimlik sorma yetkisinin kullanılması için hâkimden, savcıdan, genel kolluktan ve herhangi birinden izin alınmasına gerek yoktur.</strong></p>
<ul>
<li>
<h3>Arama Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri korudukları alanlarda girmek isteyenleri ve görev alanlarında hakkında yakalama veya mahkûmiyet kararı olan kişileri arama yetkisine sahiptirler.</strong></p>
<p><strong>Özel güvenlik görevlisi</strong> <strong>arama işlemini teknik araç gereçlerle yapması gerekmektedir yani eli ile herhangi bir arama yapamaz. </strong>Yaptığı takdirde Türk Ceza Kanunu kapsamında suç işlemiş sayılmaktadır. Ancak bu durumun da istisnai halleri bulunmaktadır. Şöyle ki; suçüstü halinde yakalamış olduğu bir kişi üzerinde bulunan suça konu eşyaların tespiti için ve kişi kendi vücut bütünlüğüne zarar veriyor ise bu kişi üzerinde bulunan kesici ve delici aletlerden arındırmak için kabaca üst araması yapabilir.</p>
<p><strong>Arama yetkisi de rızaya dayalıdır.</strong> Aranma yetkisine itiraz ediyorsa ısrar edilmemeli ancak görev yapılan alana girişi engellenmeli ve bu durum uygun bir dille kendisine anlatılmalıdır.</p>
<p>Arama yetkisi yine 5188 sayılı yasa ile bir yetki olarak verildiği için özel güvenlik görevlisinin<strong> arama yetkisinden önce herhangi bir kişi veya makamdan izin almasına gerek yoktur.</strong></p>
<p><strong>Ayrıca arama yetkisi kullanılırken cinsiyet ayrımına dikkat edilmesi beklenen bir durumdur.</strong> Bu bağlamda kadınların araması kadın özel güvenlik görevlisi, erkeklerin araması ise erkek özel güvenlik görevlileri tarafından yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li>
<h3>Emanete Alma ve El Koyma Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri sahibi tarafından bırakılmış yani terk edilmiş veya unutulmuş eşyaları emanete aldıkları gibi arama esnasından suç eşyası sayılan, suçta kullanılarak delil olarak sayılan ve suç sayılmasa bile tehlike yaratılabilecek eşyaları emanete alma yetkisine sahiptir.</strong></p>
<p>El koyma ile ifade etmek istediğimiz; suçta kullanılıp delil niteliğinde olan veyahut da müsadere (karar ile devlet malı haline gelme) edilmesi gereken bir malın, kamunun vermiş olduğu güç ve otorite ile kişinin tasarruf yetkisinin rızasına bakılmaksızın ortadan kaldırılmasıdır.</p>
<p>Burada özel güvenlik görevlileri bakımından dikkat edilmesi gereken iki husus vardır. <strong>Bunlardan ilki emanete alınan veya el konulan eşyaların bir tutanak ile sabit hale getirilmesidir. </strong>Özel güvenlik görevlileri emanete aldıkları ve el koydukları eşyaların içeriğini, özelliklerini açıkça belirten bir durum tespiti raporu şeklinde tutanak tanzim ederek en az iki kişi tarafından imza altına almaları gerekmektedir. <strong>İkincisi ise arama esnasından suç eşyası sayılan, suçta kullanılarak delil olarak sayılan ve suç sayılmasa bile tehlike yaratılabilecek eşya emanete alınacaksa muhakkak genel kolluk kuvvetlerine bildirimde bulunma zorunluluğu vardır.</strong></p>
<ul>
<li>
<h3>İşyeri ve Konuta Girme Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri doğal afet (yangın, deprem, sel vb.) hallerinde ve imdat istenmesi halinde yakasında kimlik kartının takılı olduğu ve görev süresince görev alanında bulunan işyeri ve konutlara girme yetkisine sahiptir.</strong></p>
<p>Bu yetkinin kullanılmasında iki şartın varlığı aynı anda istenmiştir. Birincisi yangın, deprem ve sel gibi tabi afet olayları diğeri ise imdat çağrısıdır. Daha açık ifade edebilmek adına herhangi bir tabi afet olmaksızın imdat çağrısı alınsa bile işyeri ve konuta girilemez. Girildiği ve şikâyete konu edildiği takdirde özel güvenlik görevlisinin Türk Ceza Kanununda yer bulmuş konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlediği ortaya çıkacaktır.</p>
<ul>
<li>
<h3>Yakalama Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri suçüstü halinde şüphelileri, görev alanı içerisinde olup da haklarında yakalama veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri, kendi vücut bütünlüğü ile sağlığına tehlikeye atan kişileri ve son olarak da olay yeri ile delilleri korumak amacıyla bunlara zarar vermeye çalışan kişileri yakalama yetkisine sahiptir.</strong></p>
<p>Yakalamanın ne anlama geldiği ise Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinde açıklanmış olmakla kısaca; hâkim kararına ihtiyaç duyulmaksızın kişinin özgürlüğünün geçici bir süre ve herkes tarafından engellenmesi denilebilir.</p>
<p>Yakalama yetkisinde suç işlememek adına bilmemiz gereken önemli noktalar bulunmaktadır. Şöyle ki;<strong> haklarında yakalama ve mahkûmiyet kararı bulunan kişileri bir özel güvenlik görevlisi sadece ve sadece görev alanında yakalayabilir. </strong>Burada görev alanının genişlediği istisnai hükümler maalesef uygulanmamaktadır. Yani daha öncesinde hakkında bir yakalama kararı veya mahkûmiyet kararı bulunan kişi görev alanı dışına çıktığında özel güvenlik görevlisi tarafından yakalanamaz.</p>
<p>Ayrıca <strong>kendisinden şüphelenerek yakalanan kişinin üzerindeki suç şüphesi kalktıktan sonra derhal genel kolluğa haber vermek şartıyla kişinin serbest bırakılması gerekmektedir.</strong> Örnek vermek gerekirse; bir kişinin alış veriş merkezinden bir şey çaldığını yani hırsızlık yaptığını düşünerek yakaladıktan sonra yapılacak olan aramadan sonra hırsızlığa konu herhangi bir eşya veya delile rastlanılmazsa artık suç şüphesi kalkacağı için kolluğa haber vererek kişinin serbest bırakılması gerekmektedir. Aksi durumda Türk Ceza Kanunda sayılan kişi hürriyetinden yoksun bırakma suçu işlenmiş olur ki cezai müeyyide olarak da 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını öngören bir suçtur dolayısı ile çok dikkatli olunması gerekmektedir.</p>
<p>Yine yakalama yetkisinde diğer kanunlarda açıkça belirtildiği için dikkat edilmesi gereken başkaca kurallar da bulunmaktadır. Örneğin; <strong>18 yaşından küçükler kanunen çocuk sayıldığı için bunlara kelepçe takılamaz.</strong> Bir başka örnek ise; <strong>suç işlediği esnada henüz 12 yaşını doldurmamış olanlar ile yine 15 yaşını doldurmamış sağır ve dilsizler suç işlediği gerekçesi ile yakalanamaz ancak koruma altına alınır. </strong>Son olarak; <strong>görev alanında yaşı küçüklere, beden ya da akıl rahatsızlığı olanlara veya kendisini koruyamayacak olanlara karşı suç işlenmesi halinde az önce saymış olduğumuz mağdurların şikâyeti olmaksızın şüphelinin yakalanması gerekmektedir.</strong></p>
<ul>
<li>
<h3>Zor Kullanma Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri Türk Medeni Kanunu’nun 981. maddesine, Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine, Türk Ceza Kanunu’nun 24. ve 25. maddelerine göre zor kullanma yetkilerine sahiptirler.</strong></p>
<p>Konunun daha iyi anlaşılır olması için zor kullanmanın ne olduğuna değinmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz. Zor kullanma; yasa tarafından verilen yetkilerin kullanıldığı esnada yine yasaların belirlediği şartlarda maddi ve manevi güç kullanarak verdiğimiz zorunlu tepkidir.</p>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri zor kullanma yetkilerini kullanırken kanunun çizdiği sınırlar içerisinde hareket etmesi halinde ceza almaktan veya karşı tarafa tazminat ödemekten kurtulmaktadır.</strong></p>
<p>Örneğin görev alanına izinsiz girmek isteyen birisine müdahale ettiniz veyahut da hırsızlık yaparken yakaladığınız şüpheliye zor kullanmak zorunda kaldınız bu esnada karşınızdaki kişinin kolu kırıldı ve sizden şikayetçi oldu. Tam da burada eğer siz özel güvenlik görevlisi olarak kanunda tanınan yetkileri kurallarına göre kullandıysanız karşınızdaki kişi sizden şikayetçi olsa bile Türk Ceza Kanununda düzenlenen meşru müdafaa hükümleri uyarınca ceza almayacaksınız.</p>
<p>Yeri gelmişken özel güvenlik görevlilerinin görevleri nedeniyle işlemiş oldukları suçlardan dolayı yargılanmalarını izah etmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz.</p>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri görev alanı, görev süresi ve kimlik kartları yakalarında takılı olduğu esnada görevleriyle bağlantılı olarak bir olayla karşı karşıya kaldıklarında şayet olayın mağduru (hakarete uğrayan, tehdit edilen, yaralanan vs.) iseler karşısındaki kişi bir devlet memuruna karşı suç işlemiş gibi değerlendirilerek daha fazla ceza almaktadır. Şayet olayın şüphelisi (hakaret eden, tehdit eden veya yaralayan vs.) iseler o özel güvenlik görevlileri devlet memuru gibi değerlendirilerek daha fazla ceza almaktadır.</strong></p>
<p>Zira suçlar ve suçlara karşılık gelen cezaların düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda da devlet memuru statüsü nitelikli hal olarak gözükmekte ve adi olaydan biraz daha farklı olarak daha fazla cezayı öngörmektedir. Ayrıca her ne kadar kanunda açıkça yazılmış olmasına rağmen özel güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olayların göreviyle bağlantılı olması gerektiğini vurgulamak gerekmektedir. Bir başka anlatım özel güvenlik kişisel husumet nedeniyle bir sorunla karşılaşıyor ise burada devlet memuru sıfatı bulunmadığı için tayin edilecek cezalarda nitelikli hal değerlendirilmeyecektir.</p>
<ul>
<li>
<h3>Silah Bulundurma ve Taşıma Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu’nda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde silahlarını kullanabilirler.</strong></p>
<p>Silah kullanma zor kullanma yetkisinin en ağır aşaması olduğu için yasada silah kullanma son çare olarak belirtilmiştir. Bu sebeple de öldürmek kastı ile değil de yaralama kastı ile hareket etmekte fayda vardır.</p>
<ul>
<li>
<h3>Suça El Koyma ve Delilleri Muhafaza Yetkisi</h3>
</li>
</ul>
<p><strong>Özel güvenlik görevlileri görev alanında meydana gelen bir suçta derhal suça el koymaları ve delilleri muhafaza ederek vakit kaybetmeden kolluğa bilgi vermeleri gerekmektedir.</strong></p>
<p>Suç oluştuktan sonra ortaya çıkan bu yetki de şüphelinin yakalanmasından tutun da suça konu eşyaların koruma altına alınarak genel kolluğa teslimini hatta ve hatta kolluğun talep etmesi ile birlikte kolluk görevlilerine yardımcı olmayı da kapsayan geniş çaplı bir yetkidir. Ancak hemen belirtelim ki delilleri muhafaza ile anlatılmak istenen suça konu delilin bulunduğu yerden alınarak emin bir yere konulması değildir, bu iş kolluğun işidir, özel güvenlik görevlileri suça konu delilleri tespit eder, koruma altına alır ve kolluk geldiğinde bu delilin yerini gösterir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşe İade Davasının Şartları ve Sonuçları</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/ise-iade-davasinin-sartlari-ve-sonuclari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 00:15:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=3758</guid>

					<description><![CDATA[İşe iade davası nedir? İşçi – işveren ilişkisi kapsamında bir iş yerinde çalışan işçinin, işveren tarafından işten çıkarılması halinde işçinin eski işine geri dönmesini ayrıca boşta geçen zaman zarfında mahrum kaldığı ücretinin tazmin edilmesi ile yine de işe başlatılmaması halinde de bu defa kıdem süresiyle orantılı bir biçimde tazminat almasını sağlayan bir nevi tespit davasıdır. [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3759 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ise-iade-davasi.jpg" alt="ise-iade-davasi" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ise-iade-davasi-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ise-iade-davasi-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/ise-iade-davasi.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h2>İşe iade davası nedir?</h2>
<p>İşçi – işveren ilişkisi kapsamında bir iş yerinde çalışan işçinin, işveren tarafından işten çıkarılması halinde işçinin eski işine geri dönmesini ayrıca boşta geçen zaman zarfında mahrum kaldığı ücretinin tazmin edilmesi ile yine de işe başlatılmaması halinde de bu defa kıdem süresiyle orantılı bir biçimde tazminat almasını sağlayan bir nevi tespit davasıdır.</p>
<p>Ancak hemen hemen her davada olduğu gibi işe iade davalarında da bir takım şartlar bulunmaktadır. Bu şartlardan biri sağlanmadığı takdirde işe iade davası kabul görmez.</p>
<h2><strong>İşe iade davasının şartları nelerdir?</strong></h2>
<ul>
<li>
<h3>İş Kanununa tabii olarak çalışma şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Öncelikli olarak 4857 sayılı İş Kanunun kapsamında çalışan bir işçi olmak zorundadır. Yani bir devlet memuru iseniz çalışmış olduğunuz kuruma işe iade davası açamazsınız.</p>
<ul>
<li>
<h3>İşveren feshinin haksız veya geçersiz olması şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>İkinci olarak iş akdi işveren tarafından fesih edilmeli ve bu fesih işlemi işveren tarafından haklı ve geçerli bir feshe dayanmamalıdır. Yani işveren, iş sözleşmesini usul ve yasaya aykırı bir biçimde fesih etmiş olması gerekir.</p>
<ul>
<li>
<h3>En az 30 çalışan şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Üçüncü olarak işe iade davası açılabilmesi için işverene ait aynı iş kolundaki toplam işçilerin sayısının otuz veya daha fazla olması gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki çalışmış olduğunuz işyerinde belki de otuz çalışan olmayabilir ama işyerinin aynı iş kolundan olan başkaca bir şubesinde çalışan işçileri de bu hesaplamaya dahil edileceğinin unutulmaması gerekmektedir.</p>
<ul>
<li>
<h3>En az 6 aylık kıdem şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Dördüncü olarak işçi, işe başladığı tarihten itibaren en az altı aydır çalışıyor olması gerekir. Yani bir işçinin en az altı aylık kıdemi şartı aranmaktadır. Aralıklı çalışmalarda ise yüz seksen günlük bir çalışmadan bahsedilir.</p>
<ul>
<li>
<h3>Belirsiz süreli iş sözleşmesinin olması şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Beşinci olarak işçi ve işveren arasında akdedilmiş olan iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması gerekir. Ancak burada unutulmaması gereken bir husus belirli süreli yapılmış olan bir sözleşme artık her yıl yenileniyor ise artık bu sözleşme dolayısıyla çalışmanın belirsiz süreli hale dönüştüğü yerleşik içtihatlarla sabittir.</p>
<ul>
<li>
<h3>İşveren vekili olmama şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Bir diğer şartımız ise işveren vekili olmama şartıdır. Yani işe iade davası açacak olan kişi işveren vekili olamaz. İşveren vekilinden kasıt ise işletmenin bir bütününü sevk ve idare etme ile işçi alma ve çıkarma yetkisi bulunan kişiler işveren vekili sıfatındadır.</p>
<ul>
<li>
<h3>30 gün içerisinde arabuluculuğa müracaat etme şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Son olarak yukarıda yazılı şartların hepsinin aynı anda gerçekleşmesi şartı ile işçi, işveren tarafından fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile birlikte fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içerisinde son yasal değişiklik ile birlikte öncelikle arabuluculuğa müracaat etmelidir. Bu şart aynı zamanda dava şartı olduğu için şayet arabuluculuğa müracaat etmeden dava açılması halinde dava şartı yokluğundan dava red edilecektir.</p>
<ul>
<li>
<h3>Arabuluculuk son tutanağının imzalanmasının ardından 2 hafta içinde dava açma şartı</h3>
</li>
</ul>
<p>Anlaşmama tutanağının imza altına alındığı tarihten itibaren de yukarıda belirtilen 30 günlük süreye ilaveten iki hafta içerisinde görevli ve yetkili iş mahkemesinde dava açmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre olup hâkimlikçe resen dikkate alınır. Yani bu süre zarfında işe iade davası açılmadığı takdirde artık bir daha işe iade davası açılamaz.</p>
<h2>İşe iade davasının sonuçları nelerdir?</h2>
<ul>
<li>
<h3>Davanın reddi</h3>
</li>
</ul>
<p>İşe iade davasının sonucunda işveren tarafın feshinin haklı veya geçerli olduğu kanaatine varılması halinde davanın reddine karar verilir. Böyle bir durumda eski işine dönmek isteyen Davacı işine dönemediği gibi mahkeme masraflarına ve işveren tarafın kendisini vekili ile temsil ettirdiği durumlarda karşı tarafın avukatının vekalet ücretini ödemek zorunda kalır.</p>
<ul>
<li>
<h3>Davanın kabulü</h3>
</li>
</ul>
<p>İşe iade davasının diğer sonucu ise davanın kabulüdür. Böyle bir durumda işçi haksız bir biçimde işten çıkarıldığı için işe iadesine karar verilerek eski işine geri dönebilmektedir. Hatta talep edilmesi halinde boşta geçirdiği zamana karşılık ve şayet işe başlatılmaması halinde de işe başlatılmama tazminatına hak kazanabilmektedir. Boşta geçen ücret alacağı ile işe başlatmama tazminatı işçinin kıdemi ile değişkenlik göstermekte olup her biri en az 4 en fazla 8 aylık ücrete denk gelmektedir. Ancak dava kabul ile sonuçlanmış olsa da işçi tarafından yapılması lazım gelen bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>İşe iade davasının kabulü halinde kesinleşen mahkeme kararın işçiye tebliğinden itibaren on iş günü içerisinde işe başlayacağını işverene bildirmek zorundadır. Kanunda bu bildirimin yolu gösterilmemiş olup ispat bakımından noter vasıtası ile yapılmasında fayda vardır. Eğer işçi süresi içerisinde işe başlama bildiriminde bulunmadığı takdirde kararda hükmedilen boşta geçen ücret alacağı ve işe başlatmama tazminatına hak kazanılmaz ve işe dönemez. İşe başlama bildirimi işverene bildirildikten sonra bir ay içerisinde işçiyi işe başlatmak zorundadır. Eğer başlatmaz ise kararda hükmedilen maddi sonuçları işçiye ödemek zorundadır.</p>
<p>İşe iade davası hakkında bilinmesi gereken diğer ayrıntıları da bilmekte fayda olduğunu düşünmekteyiz. Feshin geçerliliğinin ispat külfeti ise işverendedir. İşveren feshin haklı ve gerekçeli yaptığını ispat etmek zorundadır. Davanın mahiyeti itibariyle işe iade davaları kanunen dört ay içerisinde sonuçlanması, temyiz edildiği takdirde ise Yargıtay’ın bir ay içerinde kesin karar vermesi düzenlenmiştir. Ancak uygulamada bu sürelere iş yoğunluğu gerekçesi ile riayet edilememektedir.</p>
<p>İşe iade davasının çok teknik bir dava olduğu anlatımlarımızdan da anlaşıldığı gibi 4857 sayılı İş Kanunu yanı sıra uygulamada da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu mevcut hükümleri davada etkili olmaktadır. Zira işe iade davasının sonucunda kabul kararı verilmesinin ardından yapılacak olan işlemler sonucunda şayet işe geri alma gerçekleşmez ise bu defa mahkeme kararının icra takibine konulması gerekecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel Taciz Suçu ve Ceza Miktarı</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/cinsel-taciz-sucu-ve-ceza-miktari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2021 23:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=3752</guid>

					<description><![CDATA[Türk Ceza Kanunun altıncı bölümünde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar kapsamında kalan cinsel taciz suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 105. maddesinde kaleme alınmıştır. Türk Ceza Kanunun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunda nelerden bahsedilmektedir? Kanunun amir hükmünü özetlemek gerekirse öncelikle suçun unsurlarından bahsetmek gerekir. Yasa metninde suçun maddi ve manevi unsuru düzenlenmiştir. [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3753 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/cindel-taciz.jpg" alt="cindel-taciz" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/cindel-taciz-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/cindel-taciz-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/cindel-taciz.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Türk Ceza Kanunun altıncı bölümünde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar kapsamında kalan cinsel taciz suçu <strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 105. maddesi</strong>nde kaleme alınmıştır.</p>
<p>Türk Ceza Kanunun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunda nelerden bahsedilmektedir?</p>
<p><span style="color: #000000;">K</span>anunun amir hükmünü özetlemek gerekirse öncelikle suçun unsurlarından bahsetmek gerekir. Yasa metninde suçun maddi ve manevi unsuru düzenlenmiştir.</p>
<h2>Cinsel taciz suçunun unsurları nelerdir?</h2>
<h3>1-Maddi unsur</h3>
<p>Bir kişinin cinsel taciz suçunu işlemesi için öncelikle kasıtlı olarak hareket etmesi gerekmektedir. Bilmeden, istemeden ya da farkında olmadan yapılan eylemler yasada suç olarak tanımlanmamıştır çünkü bu suçun işlenebilmesi için belirttiğimiz üzere kast unsurunun varlığı gerekmektedir.</p>
<h3>2-Manevi unsur</h3>
<p>Bir diğer unsuru ise cinsel amaçlı olarak bu eylemin gerçekleşmesi gerekmektedir. Aslında eylemin amacının bu şekilde düzenlenmesinde ceza yargılamasında sorunlara yol açmaktadır çünkü ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olup eylemin amacına bakılmaması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Denizli Ceza Avukatı</strong> olarak şayet Türk Ceza Kanununda belirtilen bir eylem nedeniyle hakkınızda soruşturma veya kovuşturma yürütülmekteyse <strong>Denizli Ceza Avukatı</strong> ile iletişime geçmenizi tavsiye etmekteyiz. Bilmenizi isteriz ki cinsel taciz suçu yüz kızartıcı suçlardan olup ola ki bu suçtan dolayı ceza almanız halinde sabıka kaydınıza yansımış yüz kızartıcı bir suç görünecektir.</p>
<h2>Cinsel taciz suçunda hükmedilecek ceza miktarı nedir?</h2>
<h3>1- Basit hali</h3>
<p>Kanunda cinsel taciz suçunun alt sınırı üç aydan başlamakla birlikte üst sınırı ise iki yıla kadar hapis cezası veya adli para cezasıdır ki bunlarda da mağdurun şikâyeti gerekmektedir. Şikâyete bağlı olan bu suç türünde nitelikli hal olmadığı takdirde mağdur şayet altı ay içerisinde şikâyetçi olmazsa şikâyet hakkını kaybetmiş sayılmaktadır.</p>
<h3>2- Nitelikli hali</h3>
<p>Cinsel taciz eyleminin mağduru çocuk olması halinde bu ceza altı aydan başlayıp üç yıla kadardır.  Nitelikli hallerde ise şikâyet aranmaksızın kamu davası olarak hareket edileceğinden suç ne zaman öğrenilirse soruşturma makamlarınca işlem başlatılacak, kovuşturma makamınca da ceza tayini sırasında nitelikli halden ceza ağırlaştırılacaktır.</p>
<p>Cinsel taciz suçu, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunun 421. maddesindeki beden teması olmadan sarkıntılık veya söz atmaya karşılık gelmektedir. Zira cinsel taciz ve cinsel saldırı suçlarının temel ayrımı ise beden temasının olup olmamasıdır. Eğer beden teması yok ise cinsel taciz suçu, beden teması var ise cinsel saldırı veya şartları sağlanması halinde cinsel istismar suçu işlenmiş olmaktadır.</p>
<p>Cinsel taciz suçuna birkaç örnek vermek gerekirse; mağdura karşı cinsel organ gösterilmesi, cinsel içerikli el ve kol hareketlerinden bahsedebiliriz.</p>
<p>Kanunun kaleme alınmasından da anlaşılabileceği üzere suçun basit hali takibi şikâyete bağlı bir suçtur. Yani mağdurun adli mercilere bir şikâyeti yok ise re’sen soruşturma ve kovuşturma yapılmaz.</p>
<p>Türk Ceza Kanunun süreler yönünden düzenlemesine bakacak olduğumuz takdirde takibi şikâyete bağlı suçlarda haksız eylemi öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde şikâyet hakkının kullanılması gerekmektedir. Zira bu süre aynı zamanda hak düşürücü süre olup eğer bu süre zarfında şikâyetçi olunmamış ise bir daha bahse konu eylem nedeniyle cinsel taciz suçlamasıyla şikâyetçi olunamayacaktır.</p>
<p>Bu suçun mağdurları erkek, kadın veya çocuk olabileceği gibi sanığı ise karşı cinsten veya mağdurla aynı cinsten de olabilir. Ancak suçun mağdurunun çocuk olması durumunda bu suç yönünden mağdur çocuklar için ayrıca bir düzenleme bulunması nedeniyle suçun türü değişmekte olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 103. maddesine göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kira Sözleşmesi Nasıl Yapılır</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/kira-sozlesmesi-nasil-yapilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 08:40:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=1914</guid>

					<description><![CDATA[Kira Sözleşmesinin Tanımı Nedir? Kira sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) 299-378 maddeleri arasında düzenlenmiş olup kiraya veren ile kiralayan arasında akdedilen, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kiralanan şeyden yararlanılmasını kiracıya bırakmayı üstlendiği kiracının ise bu kullanma veya yararlanmadan kaynaklı kira bedelini kiraya verene ödemeyi üstlendiği rızai bir sözleşmedir. Kira Sözleşmesinin Taraflara Yüklediği [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3165 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Kira-Sozlesmesi.jpg" alt="kira-sozlesmesi" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Kira-Sozlesmesi-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Kira-Sozlesmesi-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Kira-Sozlesmesi-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Kira-Sozlesmesi.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h3>Kira Sözleşmesinin Tanımı Nedir?</h3>
<p>Kira sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) 299-378 maddeleri arasında düzenlenmiş olup kiraya veren ile kiralayan arasında akdedilen, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kiralanan şeyden yararlanılmasını kiracıya bırakmayı üstlendiği kiracının ise bu kullanma veya yararlanmadan kaynaklı kira bedelini kiraya verene ödemeyi üstlendiği rızai bir sözleşmedir.</p>
<h3>Kira Sözleşmesinin Taraflara Yüklediği Yükümlülükler Nelerdir?</h3>
<ul>
<li>
<h4>Kiraya verenin yükümlülükleri</h4>
</li>
</ul>
<h5>&#8211; Teslim</h5>
<p>Kiraya veren kişinin asli yükümlülüğü kiracıya kiralamış olduğu şeyi sözleşmede belirtilen tarihte kiracının kullanıma hazır bir biçimde teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca onun kullanımında kalmasını sağlamaktır.</p>
<h5>&#8211; Vergi vs. giderlere katlanma</h5>
<p>Kiraya veren kişi kiralanandan kaynaklı sigorta borcu, vergi borcu vs. giderlere tek başına katlanır. Adet gereği bu borçların ödenmesi kiracıdan beklenemez. Ancak aksi sözleşmeyle karar altına alındı ise bu yükümlülük yer değiştirebilir.</p>
<h5>&#8211; Yan giderlere katılma</h5>
<p>Kiraya veren kişi kiralanın kullanımından kaynaklı masraflara katılır. Yan diğerlere örnek vermek gerekirse tesisattan kaynaklı su sızdırması sonucu yapılacak olan tamir masrafları veya taşınmazın bulunduğu binanın çatısının akması sonucu ortaya çıkacak olan masraflar yan gider olarak sayılabilir. Ancak yan giderlere katılma yükümlülüğü kira sözleşmesinin imza altına alınması ile birlikte çoğu zaman yer değiştirebilir. Şöyle ki bu masraflar doğduğunda kiracı tarafından karşılanabilir sonrasında ise kiraya veren kişiden ya peşinen tahsil edilir ya da kira borcundan mahsup edilir.</p>
<ul>
<li>
<h4>Kiracının yükümlülükleri</h4>
</li>
</ul>
<h5>&#8211; Kira bedeli</h5>
<p>Kiracının bir kira ilişkisinde asli yükümlülüğü kullanımına sunulmuş olan eşyanın sözleşmede belirlenen bedelinin günü geldiğinde kiraya verene ödenmesidir. Kira sözleşmesinde bu bedel çoğu zaman para olduğu gibi zaman zaman iş görme edimi gibi ortaya çıkabilmektedir. Yani para yerine kiraya verenin bir işinin kiracı tarafından ödenmesi de kira bedelinin ödenmesi anlamına gelmektedir.</p>
<h5>&#8211; Özenle kullanma ve ayıpları bildirme</h5>
<p>Kiracı, kiralananı özenle kullanmalıdır. Kiralananın zarar görmesine neden olacak hareketlerden kaçınmalıdır. Aynı zamanda kiralananda ortaya çıkacak ayıp veya masrafları gecikmeksizin kiraya veren kişiye bildirmelidir.</p>
<h5>&#8211; Temizlik ve bakım giderlerine katlanma</h5>
<p>Kiracı, kiralananda yapılacak olan rutin bakım ve temizlik giderlerine katlanır. Aksine bir düzenleme olmadığı takdirde temizlik hatta bakım giderlerinden kiracı sorumludur.</p>
<h5>-Yeni kiracıya kiralananı gösterme</h5>
<p>Kiracı, kira sözleşmesinin bitimine yakın kiralananı görmek isteyen kişilere onu göstermekle yükümlüdür.</p>
<h3>Kira Sözleşmesi Nasıl Yapılır?</h3>
<p>Kira sözleşmesi yapılırken kanunen herhangi bir geçerlilik şartına tabi tutulmamış olup tarafların sözleşmenin şartlarında anlaşması halinde sözle dahi yapılabilir.</p>
<p>Ancak ileride doğması muhtemel ihtilaflarda kira sözleşmesinin unsurlarının ispat edilmesinde sözleşmenin yazılı olarak yapılmasının fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.</p>
<h3>Kira Sözleşmesi ile İlgili Bilinmesi Gereken Diğer Hususlar Nelerdir?</h3>
<p>Kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ödeneceğine ve sonraki kira bedellerinin muaacel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.</p>
<p>Kiracının muaccel olan kira bedelini ifa etmemesi halinde kiraya veren yazılı bir bildirimde bulunarak kira bedelinin ödenmesi için kiracıya süre vermelidir. Bu süre 30 günden az olamaz. Kiracı bu süre içinde de kira borcunu ödemez ise kiraya veren sözleşmeyi feshedebilir.</p>
<p>Kira sözleşmesi belirli süreli yapıldı ise ve belirli sürenin sonunda sözleşmenin bittiğine dair bir anlaşma yapılmadı ise kira sözleşmesi yenilenmiş sayılmaktadır.</p>
<p>Kira sözleşmesinde depozito verilmesine kararlaştırılabilir. Güvence bedeli kira ilişkisinin sona ermesinden sonra kiralananda ortaya çıkan zararların giderilmesinde kullanılır şayet zarar doğmamışsa aynen iade edilir.</p>
<p>Devam eden sözleşmelerde kira bedelinin belirlenmesi adına önemle hatırlatmak gerekir ki yenilenen kira dönemlerinde bedele ilişkin artış bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki (ÜFE) artış oranını geçmemek koşuluyla geçerli idi. Ancak 18.01.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7161 sayılı Torba Kanun ile TBK’nın değişik 344. maddesine göre bu oran tüketici fiyat endeksine (TÜFE) göre belirlenecektir. Burada kiracı aleyhine kira sözleşmesinde artış yapılmaması gerektiği hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bir diğer önemli husus ise önceden kira bedeli yabancı para cinsinden kararlaştırılabilmekte iken Resmi Gazete’de 13 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yabancı para üzerinden kira bedeli belirlenmesi yasaklanmış oldu.</p>
<p>Kiraya veren kiralananda kira sözleşmesinin feshini gerektirmeyen ve kiracının katlanabileceği değişiklikler yapabilir. Bunun yanında kiracı da kiraya verenin yazılı rızasını alarak kiralananda yenilik ve değişiklik yapabilir.</p>
<p>Kira sözleşmesi belirli süreli ise kiracı sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunarak sözleşmeyi sona erdirebilir ancak kiracı bu bildirimde bulunmaz ise sözleşme bir yıl için uzatılmış sayılır.</p>
<p>Kiraya verenin, kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebi ile kullanma zorunluluğu varsa kira sözleşmesini sona erdirebilir ancak haklı sebep olmadıkça 3 yıl boyunca kiralananı eski kiracıdan başka bir kimseye kiralayamaz. Bu hükme aykırılık halinde kiraya veren eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olamamak kaydı ile tazminat ödemekle yükümlüdür.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkale Sözleşmesi İle İş Sözleşmesinin Fesh Edilmesi</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/ikale-sozlesmesi-ile-is-sozlesmesinin-fesh-edilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 08:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=1908</guid>

					<description><![CDATA[İş Sözleşmesinin Tanımı Nedir? İş sözleşmesi 4857 sayılı İş Kanununda düzenlenmiş olup kısaca bir tarafını işçinin oluşturduğu diğer tarafını ise işverenin oluşturduğu, işçinin işverene ait olan işi yerine getirme görevini üstlendiği işverenin ise işçinin üstlenmiş olduğu bu görev karşılığında bir bedel ödeme görevini üstlendiği sözlü ya da yazılı  ve belirli süreli veya belirsiz süreli sözleşmelere [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3163 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Ikale-Sozlesmesi.jpg" alt="ikale-sozlesmesi" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Ikale-Sozlesmesi-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Ikale-Sozlesmesi-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Ikale-Sozlesmesi-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Ikale-Sozlesmesi.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<h3>
İş Sözleşmesinin Tanımı Nedir?</h3>
<p>İş sözleşmesi 4857 sayılı İş Kanununda düzenlenmiş olup kısaca bir tarafını işçinin oluşturduğu diğer tarafını ise işverenin oluşturduğu, işçinin işverene ait olan işi yerine getirme görevini üstlendiği işverenin ise işçinin üstlenmiş olduğu bu görev karşılığında bir bedel ödeme görevini üstlendiği sözlü ya da yazılı  ve belirli süreli veya belirsiz süreli sözleşmelere iş sözleşmesi denilmektedir.</p>
<h3>İkale Sözleşmesinin Tanımı Nedir?</h3>
<p>İkalenin bir diğer anlamı bozmadır. Buradan yola çıkarak ikale sözleşmesinin tanımının ne olacağı esasında çok bellidir. İkale sözleşmesi, tarafların bir araya gelerek kendi hür iradeleri ile önceden tanzim ettikleri sözlü ya da yazılı sözleşmeyi kendi belirleyecekleri şartlar dahilinde sona erdiren sözleşmelere denilmektedir.</p>
<p>Sona erdirme amacıyla yapılan bu sözleşmelere de ikale-bozma sözleşmeleri denir. İkale sözleşmeleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) sözleşme özgürlüğüne ilişkin sınırlarına ve irade bozukluğunu ilişkin hükümlerine riayet edilerek yazılı şekilde yapılır.</p>
<h3>İş Sözleşmesinin İkale Sözleşmesi ile Sona Erdirilmesi Mümkün Müdür?</h3>
<p>Bir tarafı işçi diğer tarafı işveren olan iş sözleşmesinin elbette tarafların daha sonra bir araya gelerek ikale sözleşmesi ile sona erdirilmesi mümkündür. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta esasında ikale sözleşmesinin iş akdinin sonlanmasını ifade ettiği olup fesih anlamı taşımadığıdır.</p>
<h3>İş Sözleşmesinin İkale Sözleşmesi ile Sona Erdirilmesinin Sonuçları Nelerdir?</h3>
<p>Az önce belirttiğimiz gibi ikale sözleşmesi esasında bir fesih değildir. Bu bağlamda 4857 sayılı İş Kanununun iş sözleşmesinin feshine ilişkin sonuçları ikale bakımından uygulama alanı bulmaz. Bir diğer anlatımla örneğin, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde bildirim sürelerine uyma zorunluluğu ikale sözleşmesiyle bertaraf edilebilir. Yine iş güvencesi hükümleri kapsamında işe iade davası açılması ikale sözleşmesiyle sona erdirilen iş sözleşmelerinde gündeme gelmeyecektir. Fesih sonrasında işçinin hak kazanabileceği işsizlik ödeneğinden yararlanması mümkün olmayacaktır. Hatta kıdem ve ihbar tazminatına dahi hak kazanılamayacaktır. Özetlemek gerekirse yasa ve yerleşik Yargıtay kararlarında belirtilen esas ve usullere riayet edilerek tanzim edilen ikale sözleşmesi ile birlikte işçi kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş güvencesi, işe iade davası açma hakkı ve işsizlik ödeneği alma haklarında vazgeçer.</p>
<p>Ancak burada özellikle üzerinde durulması gereken konu ise 4857 sayılı İş Kanununda işçi lehine yorum ilkesinin işletilmesidir. Bir başka ifadeyle örneğin çok uzun zamandır çalışmış olduğunuz işyerinden herhangi bir ikale sözleşmesi neticesinde ayrılıyor ve aslında hakkınız olan kıdem ve ihbar tazminatından bir anda vazgeçiyorsunuz.</p>
<p>İkale sözleşmeleri uygulamada çoğu zaman İş Kanununun getirdiği yükümlülüklerden kaçma amacıyla kullanıldığından Yargıtay hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçmek amacıyla ikale sözleşmelerine şüpheyle yaklaşmaktadır.  Bu sebepler ikale sözleşmesi kurulmasında bir takım şartlar getirilmiştir.</p>
<h3>İş Sözleşmesinin İkale Sözleşmesi ile Sona Erdirilmesinin Şartları Nelerdir?</h3>
<p>Az evvel belirttiğimiz üzere işverenler çoğu zaman İş Kanununun kendilerine yüklemiş olduğu sorumluluklardan kurtulmak adına herhangi bir şekilde (hata, hile, tehdit vs.) işçinin tam olarak iradesini yansıtmayacak şekilde ikale sözleşmesi imzalatmaya çalışmaktadırlar. Ancak Yargıtayca kabul gören şartların aynı anda var olmaması halinde bu ikale sözleşmeleri geçersiz hale gelecek olup işçi taraf sanki hiç ikale sözleşmesi imzalamamışçasına İş Kanununda kendisine tanınan tüm hakların tanzimi için dava açabileceği gibi işe iadesini de isteyebilecektir.</p>
<p>İkale sözleşmesinde de işçi lehine yorum ilkesi aranmış olup bunun sonucunda &#8220;irade fesadı&#8221; ve &#8220;makul yarar&#8221;  denilen iki tür geçerlilik denetimine tabi tutulmaktadır.</p>
<ul>
<li>
<h4>İrade Fesadı</h4>
</li>
</ul>
<p>Tüm sözleşmelerde olduğu ikale sözleşmesinde de irade fesadına önem verilmektedir. Sözleşme kurulduğu esnada taraflardan herhangi birisinin iradesinin fesada uğratılmamış olması gerekmektedir. Yani sözleşmeler, tarafların hür iradeleriyle herhangi bir baskı olmaksızın, sözleşmeyi okuyup anladıktan sonra hatta sözleşmeyi imzalamak için makul süre verildiği takdirde irade fesadına uğramamış yani geçerli sayılmaktadır. Bu bağlamda ikale sözleşmesinin sonuçlarından tarafların hak ve yükümlülüklerinin neler olacağı açık bir biçimde ifade edilmelidir. Bir başka anlatımla işçi şayet ikale sözleşmesi imzalarsa bunun sonucunda işe iade davası açamayacağı bilmesi gerekir.</p>
<p>Bu söylediğimiz hususların ispatı ise elbette ikale sözleşmesine yazılarak ispat edilmiş olmaktadır. Örneğin hazırlanmış olan ikale sözleşmesine &#8220;iş bu ikale sözleşmesi tarafların hür iradelerini yansıtacak şekilde herhangi bir irade fesadına yer bırakmayacak şekilde hazırlanmış olup, taraflarca okunup, imza atmak üzere makul süre verildikten sonra kabul edilerek imza altına alınmıştır&#8221; şeklinde bir beyan yazılabilir. Bunun aksini ispat etmek isteyen taraf ise ancak yazılı başkaca bir delil ile bunun aksini ispat edebilecektir.</p>
<ul>
<li>
<h4>Makul Yarar</h4>
</li>
</ul>
<p>Makul yarar denetiminde ise menfaat dengesi göz önünde bulundurulurken ikale teklifinin geldiği tarafa göre ikili bir ayrımına gidilmektedir. İkale teklifinin işveren tarafından gelmesi halinde işçiye dava açması halinde hak kazanabileceği alacaklarının yanı sıra ek menfaatlerin sağlanması makul yarar ilkesi açısından aranacak bir şarttır. Yargıtay eski tarihli kararlarında dahi bu şartın varlığını aramıştır. Ancak ikale teklifinin işçiden gelmesi halinde, işçinin dava açması durumunda hak kazanabileceği alacaklar haricinde başkaca bir ek menfaatin sağlanması şartı aranmamış kanuni alacak ve tazminatları tutarında bir ödeme yapılması makul yarar olarak nitelendirilmiştir. Makul yarara örnek vermek gerekirse işçiye iş bulana kadar boşta geçireceği süreye karşılık kıdemine uygun bir şekilde 4 aya kadar ücret olabilir veya işsizlik ödeneğinin işverence karşılanması olabilir.</p>
<p>Bu söylediğimiz hususun ispatı da yine sözleşmeye yazılması ile ispat edilmiş olur. Örneğin ikale sözleşmesinin işçiden geldiği ve makul yarar sağlamayan ikale sözleşmesine &#8220;iş bu ikale sözleşmesi teklifi işçi tarafından gelmiş olup bunun karşılığında makul yarar sağlanmamıştır&#8221; şeklinde bir beyanın sözleşmeye yazılması yeterli olacaktır.</p>
<p>Herhangi bir şekilde şarta bağlı olmaksızın yazılı bir biçimde yapılan ikale sözleşmesinin yukarıda belirtildiği şekilde tanzim edilmemesi halinde işçi tarafından iş mahkemelerinde işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tazminat davası ya da işe iade davası açılabilir.</p>
<p>Neticede yapılan denetimler üzerine ikale sözleşmesi ya hukuka uygun kabul edilerek hükümleri çerçevesinde iş sözleşmesi sona erecek ya da hukuka aykırı bulunarak aslında işveren tarafından bir feshin varlığı kabul görecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mültecilik ve Geçici Koruma Statülerinin Yasal Dayanakları</title>
		<link>https://www.degisimhukuk.com/multecilik-ve-gecici-koruma-statulerinin-yasal-dayanaklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[degisimhukuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 08:24:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuki Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.degisimhukuk.com/?p=1904</guid>

					<description><![CDATA[Mültecilik statüsü 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Korunma Kanununda (YUKK) düzenlenmekte olup Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum sebebiyle ülke gündeminin her daim önemli gündemlerinden biri olmaktadır. Son dönem Suriye'de yaşanan olaylar neticesinde ülkemize yabancı uyruklu kişilerin akını üzerine öncelikle mülteci-geçici koruma ayrımının ortaya konulması gerekmektedir. Mültecilik Statüsünün Yasal Dayanağı Mültecilik statüsü YUKK madde 61 çerçevesinde "Avrupa [...]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-3166 aligncenter" src="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Multeci.jpg" alt="multeci" width="600" height="450" srcset="https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Multeci-200x150.jpg 200w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Multeci-300x225.jpg 300w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Multeci-400x300.jpg 400w, https://www.degisimhukuk.com/wp-content/uploads/Multeci.jpg 600w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Mültecilik statüsü 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Korunma Kanununda (YUKK) düzenlenmekte olup Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum sebebiyle ülke gündeminin her daim önemli gündemlerinden biri olmaktadır. Son dönem Suriye&#8217;de yaşanan olaylar neticesinde ülkemize yabancı uyruklu kişilerin akını üzerine öncelikle mülteci-geçici koruma ayrımının ortaya konulması gerekmektedir.</p>
<h3>Mültecilik Statüsünün Yasal Dayanağı</h3>
<p>Mültecilik statüsü YUKK madde 61 çerçevesinde &#8220;Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korunmasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan , oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir.&#8221;</p>
<h3>Geçici Koruma Statüsünün Yasal Dayanağı</h3>
<p>Geçici koruma statüsü ise YUKK&#8217;un 91. maddesinde düzenlenmiş olup ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir. Bu kişilerin Türkiye’ye kabulü, Türkiye’de kalışı, hak ve yükümlülükleri, Türkiye&#8217;den çıkışlarında yapılacak işlemler, kitlesel hareketlere karşı alınacak tedbirlerle ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasındaki iş birliği ve koordinasyon, merkez ve taşrada görev alacak kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerinin belirlenmesi, Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Bilinenin aksine ülkemizde bulunan Suriyeli vatandaşların sahip olduğu statü geçici koruma statüsüdür.</p>
<p>Kısaca yukarıda değinilen kanun maddelerinin dayanağından bahsetmek gerekirse işin özünü geri gönderme yasağı (non refoulement) oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz &#8220;Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi&#8221; hükümleri çerçevesinde YUKK 4. maddesi düzenlemesi gereğince; &#8220;hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.&#8221;</p>
<p>Geçici koruma almak üzere başvurup kayıt işlemleri tamamlanan kişilere valilikler tarafından verilen geçici koruma kimlik belgesi düzenlenir. Geçici koruma statüsüne sahip kişiler bu belge sayesinde Türkiye&#8217;de kalabilmektedirler. Ancak bu belge ne ikamet izni yerine geçer ne de kalınan süre vatandaşlığa geçiş için gerekli ikamet süresine etki eder. Bununla birlikte geçici koruma statüsüne sahip kişiler geçici koruma kayıt tarihinden altı ay sonra Bakanlığa başvuruda bulunarak çalışma izni alabilmektedirler.</p>
<p>Son olarak Türk vatandaşlığına geçiş hususuna değinmek gerekirse geçici koruma sahip olan kişiye Türk vatandaşlığına geçiş hakkı tanımamaktadır. Türk vatandaşlığına geçiş sadece kanunda öngörülen çeşitli şartların yerine getirilmesiyle mümkün olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
